Başlığa beş konu taşıdım.

1-Suriye’de, bu ülkenin kuzeyinde ya da bölge insanlarının diliyle Rojova’da yaşananları, büyük devletlerin bölgeye yönelik politikalarını izliyoruz.

2-Ancak, Kuzey Suriye meselesinden bayağı bağımsız olarak, tarihsel olarak çok daha gerilere giden bir de kürt meselesi var ülkemizin; Türkiye için ben kürt meselesi yerine dönem dönem agresifliğe ulaşan türk milliyetçiliği demeyi de tercih edebilirim.

3-31 Mart seçimleriyle göreve başlayan, seçim öncesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) seçilebilirlik vizesi almış ama seçildikten bir süre sonra İçişleri Bakanlığı’nın tasarruflarıyla görevlerinden el çektirilmiş, yerlerine kayyımlar atanmış HDP belediye başkanları var.

Aşağıda bu görevden el çektirilmiş HDP belediye başkanlarının elime geçen son listesini koyuyorum.

Diyarbakır, Mardin, Van Büyükşehir Belediye Başkanları, Hakkari Belediye Başkanı.

Diyarbakır ilçeleri: Kayapınar, Kocaköy, Bismil, Kulp.

Mardin ilçe: Nusaybin.

Hakkari ilçe: Yüksekova.

Erzurum: Karayazı

4-Gözaltına alınan, tutuklanan başka seçilmiş HDP belediye başkanları da var ama burada ben, başkalarına, özellikle de Sayın Ahmet Türk’e haksızlık etmek pahasına, Diyarbakır Seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Operatör Dr. Selçuk Mızraklı’yı öne çıkarıyorum çünkü Diyarbakır bölgenin hem en büyük hem en sembolik şehri hem de Mızraklı görevine çok yüksek bir oy desteği ile seçilmiş idi.

2018’de HDP’den Diyarbakır Milletvekili seçilen Dr. Mızraklı, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yüzde 63 gibi çok yüksek bir oy oranı ile seçilmiş idi; Mızraklı’yı %31 oy oranı ile AKP adayı Cumali Atilla izledi, başka partiler, mesela CHP maalesef bölgede, Diyarbakır’da yoklar.

Geçerken değineceğim konu da 31 Mart seçimlerinde ikinci gelen ama Mızraklı’nın aldığı oy oranının yarısını dahi elde edemeyen AKP adayı Atilla’nın Dr. Mızraklı’nın görevden alınması ve yerine bir kayyım atanması tuhaflığına ses çıkarmamış olması (itiraz etti de ben duymadı isem özür borcum baki); centilmenlik en az futbol kadar siyasette de şart ama ara da bulasın.

5- Bir de akşamları ekranlarda izlediğimiz ekran tipleri var.

Bu yazımın amacı da bu beş konu arasında değinilmeyen ilişkiyi bir ölçüde, kısaca hatırlatmak.

Ekran tiplerini izliyoruz, Kuzey Suriye’de yaşananları çok detaylı olarak tartışıyorlar.

Antakya’dan Suriye-Irak sınırına kadar olan bölgeyi karış karış ezberledi herkes, merkezler arasındaki mesafeleri öğrendik, hangi şehirde ya da ilçede hangi etnik ya da siyasi grup daha güçlü, tüm detaylarıyla biliyoruz.

Ama tüm bu detaylı tartışmalarda girilmeyen bir mevzu var.

Bu mevzu da ekran tiplerinin tartıştığı konunun özünün kürt meselesi olduğu ve Türkiye’nin de bu genel (dört ülke) sorununun çok önemli bir parçası olduğu.

Meseleye kürt sorunu değil de terör sorunu olarak bakabilirsiniz, herkese saygım var.

Ancak, son senelerde, fakültelerde, ekranlarda, yazılı basında egemen olan negatif seleksiyonun bir neticesi olarak “PKK meselesinin bir sebep mi yoksa sonuç mu olduğu” meselesini dahi artık konuşamıyoruz; bir dostum, adını vermeyeceğim bu günlerde, bu soruyu sormaktan yorulmuş, sıkılmış idi ama galiba devlete, AKP’ye yakın zihinlerde gerekli etkiyi yaratamamış ya da bu zihinlerin işine gelmemiş bu temel soru.

Gelelim tekrar temel meselemize. 

Kürtlerin bölgede ve bölge dışında muhtemelen en kalabalık olduğu ülke de bizim ülkemiz.

Peki, Kuzey Suriye’de yaşananlarla daha çok kısa bir süre önce, 31 Mart yerel seçimlerinde büyük oy oranlarıyla seçilmiş belediye başkanlarının yerlerine kayyımlar atanması arasında bugün ve daha da vahim olmak üzere yarın için bir ilişki yok mudur?

Diyarbakır seçmeni yüzde 63 oy vererek göreve getirdiği Dr. Mızraklı’nın bilinmeyen, en azından anlaşılmayan gerekçelerle yerine kayyım atanması meselesine nasıl tepki vermektedir?

Bu tepkinin, diğer belediyeleri de hesaba katın, Kuzey Suriye meselesi üzerinde kısa, orta ve uzun vadelerde bir etkisi olmayacak mıdır?

Olacaksa, sizce hangi yönde olacaktır?

Türkiye’yi yöneten zihniyetin çok ağır bir oftalmolojik sıkıntısı vardır yani ağır miyoptur, uzağı asla görememektedir.

Belki de görmekte ama görmemek istemektedir.

Belki, daha da vahimi, görmemek kısa vadede işine gelmektedir.

Oysa iyi vatandaş, iyi siyasetçi demek orta ve uzun vadeyi de gören ve buna göre tavır alan vatandaş, siyasetçi demektir.

Bir Allah’ın kulu bana kayyım atamalarının, Dr. Mızraklı’nın tutuklanmasının bölgenin, sınırımızın güneyinin ve Türkiye’nin orta ve uzun vadeli çıkarlarına uygun olduğunu söyleyebilir mi?

Akşamları ekranlarda arz-ı endam eden arkadaşlar gerçekten Dr. Mızraklı’nın tutuklanması ve Rojova olaylarının ayrı ele alınamayacağını göremiyorlar ve bu iki sözde bağımsız olay arasındaki ilişkinin belirleyiciliğini değerlendiremiyorlar mı?

Böyle bir tespit hatasını kimseye konduramam, hatta son dönemlerin ekran tiplerine dahi.

Bu ilişki yokmuş gibi konuşuyorlar, yazıyorlar ise vardır bir nedeni.

Mardin seçilmiş büyükşehir belediye başkanı Ahmet Türk’ün bir ifadesi aklımda kalmıştır, şöyle demiştir Türk: “Türkiye devleti bizimle ilişki kuramaz ise gelecek kuşakla ilişkisi çok daha zor, hatta imkânsız olacaktır”.

Sayın Türk’ün son kuşak olarak işaret ettikleri belki de Selahattin Demirtaş’tır, Selçuk Mızraklı’dır.

Bu şans köprüden önce son çıkış olabilir, iyi değerlendirmek gerekebilir.

Herkesin rastgele kullandığı “ulusal çıkar” kavramına biraz da böyle baksak ne iyi olur değil mi?

  • Abone ol