Bu yazı Artı Gerçek internet sitesine konulduğunda tarih artık 29 Ekim 2019 olmuş olacak.

Başka bir ifade ile de Cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yıl kutlamalarına ancak dört sene kaldı. 

Bu yazıda ele alacağım konuyu, yaklaşık on beş sene hatta daha önce, yine ben formüle etmiştim, konu 2023 senesi ve

Türkiye idi, ben ilgili yazıyı yazdığımda daha önümüzde yaklaşık bu yüzüncü yıl hedefine yirmi sene ve ümitler vardı.

Bugün gelinen noktada ise artık sadece bir hayal kırıklığı ve ümitsizlik var.

Oldum olası hamasi söylemlerden, temelsiz milliyetçi babalanmalardan nefret ettim; tam da bu nedenle ülkemize yönelik somut ve refaha ilişkin hedefler konması ve bu hedeflere yönelik gerekli adımların atılması çabalarını hep destekledim.

Birleşmiş Milletlerin UNDP (United Nations Development Program) diye, artık herkesin tanıdığı bir programı mevcut, Kemal Derviş de bir dönem başkanlığını yapmış idi.

Bu örgüt her sene Birleşmiş Milletler üyesi yaklaşık 190 ülkeyi insani gelişmişliğe ilişkin üç temel kriter ile bir sıralamaya tabi tutuyor: Kişi başına gelir (PPP), 15 yaş ve yukarı nüfusun ortalama eğitim yaşı ve sağlık durumu (yaşam beklentisi).

Kriterler son derece objektif ve anlamlı kriterler: Zenginlik, eğitim ve sağlık.

Bu endeksin fikir babalarından biri de ekonomi Nobelli ünlü Hintli-İngiliz iktisatçı Amartya Sen. 

Bu üç konuda başarılı iseniz söz konusu insani gelişmişlik endeks (HDI) değeriniz yükseliyor ve sıralamada önlere çıkıyorsunuz.

Yaklaşık yirmi sene önce, 2023 senesine yani cumhuriyetin yüzüncü senesi için şöyle bir önermede bulunmuş idim: 2023 senesine geldiğimizde şayet UNDP’nin insani gelişmişlik sıralamasında ilk kırka giremezsek Cumhuriyet için başarılı demek, çok üzücü olmakla birlikte, kimse alınganlık göstermesin, mümkün olamaz.

Bir ülkenin başarısını büyük başkanlık saraylarıyla, orduyla, duble yollarla ölçmek, tartmak mümkün değil, yapılması gereken uluslararası mukayeseler içeren bir endekste nerede olduğumuz.

Elimizdeki en objektif, en anlamlı endeks de Birleşmiş Milletlerin bu endeksi (UNDP HDI) çünkü temel alınan kriterler gelir, eğitim, sağlık gibi aklı başında kimsenin itiraz edemeyeceği kriterler, vatandaşın yaşam kalitesini öne çıkarıyorlar.

Birileri de “biz dünyaya kafa tutuyoruz, kişi başına gelir, sağlık, eğitim önemli değil” derse muhtemelen acınacak bir duruma düşebilirler.

Zaten gelir, eğitim, sağlık koşullarında gerilerde kaldığın ölçüde kimseye kafa tutmak da mümkün olmayacaktır, “kafa tutma” meraklılarına bir hatırlatma.

2019 senesinin UNDP HDI raporu henüz son aşamasına getirilmedi ama sinyaller Türkiye’nin bu sıralamada geçen seneye çok yakın bir yerde olabileceğini gösteriyor.

2018 raporunda Türkiye BM ülkeleri içinde insani gelişmişlik endeksinde 64. sırada idi. 

Aklı başında her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bu durumdan çok rahatsız olmalı bence.

Milliyetçilik kavramını önemseyen biri olsam, milliyetçiliğin hamaset, “ben ülkemi çok seviyorum” söylemi ya da kafa tutma olmadığını, gerçek milliyetçiliğin milletin üyelerini bu endekste daha yukarılara mesela kırklı, otuzlu sıralara taşımak olduğunu öne sürer, hiç olmaz ise milliyetçilik üzerinden tatlı bir yarışa sokardım ülkemi. 

Yirmi sene önce ortaya attığım iddiamda ısrarlıyım, Cumhuriyetin yüzüncü senesine bu sıralamada (gelir, eğitim, sağlık kompozit sıralaması) kırkıncı sıranın gerisinde girersek 1923’de kurulan Cumhuriyeti yüzüncü senesine başarısız taşımış olacağız.

Lütfen kimse bu değerlendirmeme anlamsız, hamasi eleştiriler getirmesin.

Vatandaşı fakir, eğitimsiz, sağlıksız bir devlet başarısız demektir; bu başarısızlık karşısında kimse de bana bizden çok daha kötü koşullarda olan ülkeleri örnek göstermesin.

İstanbul bizim bir kentimiz ve bu şehir yaklaşık on bir asır Doğu Roma ve Bizans’ın, yaklaşık beş asır da Osmanlı’nın başkenti olmuştur ve bu şehri içinde taşıyan bir Cumhuriyet insani gelişmişlikte mutlaka çok daha başarılı olmak zorunda idi.

Bugün bu başarı noktasının çok gerisinde isek bunun bir tek nedeni vardır: Kötü yönetim.

Başarısızlık başarısızlıktır, önemli olan failleri ortaya çıkarmaktır.

Ünlü italyan yönetmen Antonioni’nin 1966 yapımlı Blow up isimli bir filmini hatırlıyorum, çok güzel bir film idi.

Yanılmıyor isem filmin ismi de Türkçeye “Cinayeti gördüm” diye çevrilmiş idi.

Ben de Türkiye’yi bu sıralamada 60’lı sıralara mahkûm edenleri yani cinayeti gördüm.

Kim, kimler yakın tarihte ve bugün Türkiye’yi hukuk devleti sıralamalarında en arkalarda bırakmış ve bırakıyor iseler failler de onlardır.

Mesele aslında bu kadar basit.

Dört sene sonra tarihi başarısızlık kapımızı çalacak.

Bu kadar afra tafra, sonra insani gelişmişlik endeksinde sıralamamız 64.

Failler şimdiden bahaneleri hazırlıyorlardır.

Emperyalizm, ABD, AB, CHP, İnönü, iki sarhoş, solcular, liberaller, kürtler, ermeniler, vatan hainleri; bahane çok bizim memlekette.

Yöneticiler ise sütten çıkmış ak kaşık.

Onlar her türlü hatadan münezzeh.

Bugün 29 Ekim, herkesin Bayramı kutlu olsun. 

  • Abone ol