AKP piyasaya yeni bir “vergi reform paketi” sundu; bu paket son on yıllarda, bu dönem AKP iktidarından da önceye gider, ortaya atılan paketlerden herhangi biri, hiçbiri işe yaramadı, adına neden “vergi reformu” deniyor, anlamak mümkün değil, ben bu pakete “anti-reform paketi” demeyi tercih ediyorum çünkü içeriği vergi politikası konusunda atılması gereken adımların tam tersi yönünde, aşağıda açıklamaya gayret edeceğim.

İtiraf da ediyorum, gerçek bir vergi reformu, aşağıda çok özet olarak neleri kapsaması gerektiğine değineceğim, siyaseten, bizim gibi ülkelerde, rant kollama geleneklerinin çok köklü ülkelerde çok kolay bir konu da değil.

Gerçek bir vergi reformu demek dolaysız vergilemede, özellikle kişisel gelir vergisinde tüm seçmenleri gerçek usulde beyannameli gelir vergisi mükellefi yapmak demektir ama bunu bizim necip ülkemizde yapabilecek bir siyasi iktidar şimdilik tasavvur edemiyorum.

Eksiksiz tüm seçmenleri gerçek usulde beyannameli gelir vergisi mükellefi yapmak demek herkesin, tüm seçmenlerin pozitif vergi ödeyeceği anlamına gelmiyor; yıllık gelirinden eğitim, sağlık ve konut harcamalarını düştükten sonra kalan miktar mesela asgari ücretin on iki ile çarpılmasından elde edilen miktardan az ise mükellef pozitif vergi ödemez ama maliye ile de beyanname üzerinden bir ilişki tesis etmiş olur ki, bu ilişki hem etkin bir iktisadi sistemin hem de demokrasinin, hukuk devletinin temelidir.

Şayet mükellefin yıllık geliri gerekli hesaplamalar sonrası belirli bir miktarın altına da düşüyorsa kendisine mutlaka “negatif gelir vergisi” de uygulanmalı yani eğitim, sağlık, konut harcamaları düştükten sonra kalan gelir asgari ücret çarpı on ikiye kamusal destek (negatif gelir vergisi) ile taşınmalıdır.

Mesele aslında bu kadar basittir ama nedense bu “basit” süreç Türkiye’de hayata geçirilememektedir; seneler önce bu konuya ilişkin yazdığım bir yazıda ülkemizde gerçek bir vergi reformunun siyaseten zorluğu hatta imkânsızlığını anlatmak için, “güneş batıdan doğarsa” ifadesi gibi, şu ifadeyi kullandığımı çok iyi hatırlıyorum: “Bu ülkede gün gelir, Abdullah Öcalan cumhurbaşkanı olur ama bu ülke gerçek bir gelir vergisi reformu asla yapamaz.”

Umarım bugün bu cümlede Abdullah Öcalan ismini hangi anlamda yani imkânsızlık örneği olarak kullandığım anlaşılır; Öcalan tabi ki cumhurbaşkanı olmadı ama gelir vergisi reformu da yapılamadı ve daha uzun seneler de yapılamayacak anlaşılan.

Gelelim AKP’nin gündeme getirdiği ve bizlerin de basından, internet sitelerinden detaylarını izlemeye çalıştığımız ve benim “anti-reform” diye adlandırdığım vergi paketine.

Bir vergi paketini “anti-reform” diye adlandırdığım zaman hangi muhayyel vergisel düzenlemelere reform denmesi gerektiği konusu ile başlamak iktiza eder.

2019 senesinde Türkiye’de vergi reformu demek öncelikle kişisel gelir vergisini yaygınlaştırmak, sistemi basitleştirmek, mantık dışı, evet bu tabiri yani mantıksızlık ifadesini kullanıyorum, tarife yapısını normalleştirmek, basit usul vergilemeden vazgeçip herkesin gerçek usulde vergi vermesini sağlamak demek.

Bu basit usulde vergilemede ısrarı ancak mantıksız bir popülizm ile açıklamak mümkün bugün; bu sistemin varlığı geleneksel olarak toplumun bazı mesleklerinin ortalama eğitim düzeylerinin düşüklüğü ve gerçek usule uyum sağlayamayacakları yani Türkçesi, beyanname dolduramayacakları inancına dayanır ama son on, on beş seneye bir bakın, vergisini gerçek usulde hesaplayamaz denen geniş kesimlerin yaklaşık tümü akıllı telefonlar kullanıyor, kolay kolay girilemeyen sitelere, programlara, oyunlara giriyorlar ama nedense gerçek usulde vergi ödeyemiyorlar. Bu konu açıldığında aklıma İsmet Paşanın o ünlü sözü geliyor: “Hadi Canım sende”. Bu konuda vergi güvenlik önlemi meselesini de ortaya koymak kanımca bir güçsüzlük kabulüdür.

Aşağıya TÜSİAD’ın biraz da çekingen bir üslup kullanarak yeni vergi paketi ile ilgili en kısa görüşünü aktarıyorum, katılmamak mümkün değil:

“Vergi düzenlemeleri ekonomimizin ve kamusal yaşamımızın en temel konularındandır. Ülkemizin ihtiyacı, kayıt dışılığı azaltacak, verginin tabana yayılmasını sağlayacak ve vergi kanunlarımızın daha basit, adil ve anlaşılır olmasını sağlayacak bir vergi reformudur.”

Ben yukarıda kayıtdışılık meselesine değinmedim, bu konu da Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarının muhtemelen başında geliyor, en son Hazine ve Maliye Bakanlığı ekonomi sunumunda kayıtdışılığın yüzde 36 gibi inanılmaz bir boyuta çıktığı ifade ediliyor, vergi sistemimiz de daha mantıklı, daha rasyonel bir hale geldikçe bu oran da azalacaktır ama anti-reform adını verdiğim paketteki düzenleme önerileri tam tersine kayıtdışılığı azaltacak değil, yükseltecek düzenlemeler, Allah akıl fikir versin.

Her şeyden önce, bir vergi reform paketinin amacının düzgün olması gerekir; sadece mali amaç doğrultusunda yani seçim ekonomisi uygulayıp bütçe açıklarını yükseltip, Merkez Bankası kaynakları da dibi gördükten sonra vergi gelirlerini artırmak amaçlı paketin anlamsızlığı ortadadır; evet, mali amaç da bir amaçtır ama sürdürülebilirliği ancak vergi sisteminin rasyonelleşmesi ile mümkündür, şayet damat Bakan “derdimiz sadece 2020 ve 2021’i kurtarmak” diyorsa zaten bize söz kalmaz.

Bir rasyonel vergi sistemi kişisel gelir vergisinde tüm seçmenlerin gerçek usulde beyannameli mükellef olduğu sistem demektir, oysa bizim ülkemizde beyannameli kişisel gelir vergisi mükellef sayısı utanç verici ölçüde düşüktür; tüm vatandaşlar sadece bir beyannamede, gayri menkul, menkul gelirler dâhil olmak üzere, tüm gelirlerini beyan etmek zorundadırlar bir gerçek demokratik hukuk devletinde.

Özel sektör kayıtiçi çalışanları, kamu görevlileri de kaynakta kesilen vergilerine rağmen beyanname vermeliler ve bu beyanlarında stopaj ile ödedikleri vergileri toplam vergi mükellefiyetlerinden mahsup etmelilerdir (bu mükelleflerin kira gelirleri elde edenleri neden ayrı bir beyanname veriyorlar?). 

Meselenin özü yavaş yavaş tarife yapısına geliyor ve önerilen, hatta mevcut sistemin de temel mantıksızlığı buradadır; bu düzenlemeler ve mevcut düzen aslında küresel çağdaş gelişmelerin ne kadar dışında kaldığımızı da ortaya koyuyor. Maliye, vergi politikalarını dizayn edenlerin çağdaş akademik gelişmelerden de bir ölçüde uzak kaldıkları ortada.

Çağdaş yönelim vergiyi tabana yaymak, tüm istisna ve muafiyetleri çok özel bir, iki durum dışında ortadan kaldırmak ama marjinal gelirvergisi oranını da (en yüksek gelir dilimine uygulanan oran) kayıtdışılığı minimize edecek ölçüde aşağıya çekmek, tarife dilimlerini de azaltmak hatta benim önerim maksimum üçe (iki dilim tercihimdir) düşürmektir; yeni pakette ise hem gelir vergisi dilimleri arttırılıyor, hem de marjinal oran yüzde kırka (bir rivayete göre de yüzde kırk beşe) çıkarılıyor. Gelir dilimi sayısı galiba (daha taslak tartışılıyor) ona çıkarılıyor ve bu tercih enflasyonun çok yüksek olduğu bir dönemde yapılarak sistemin rasyonelliğinden tümüyle vazgeçiliyor. Enflasyon çok yüksek derken de Hazine ve Maliye Bakanlığının yalancısıyım, Bakanlığın ekonomi sunumunda dünyanın en yüksek enflasyonlu altıncı ülkesi olduğu belirtiliyor ve bu kadar yüksek bir enflasyonla birlikte dilim sayısını arttırmak, doğrudur çok kısa vadede mali amaca (vergi gelirini yükseltmek) hizmet edebilir ama bu tercih hem hukuka hem de devletin vatandaşa karşı moral mükellefiyetlerine karşı bir durumdur. 

Durum tam da şu: Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine.  

Evet, gerçek bir vergi reformunda yapılması gerekenler belli: Vergiyi tabana yaymak yani tüm seçmenlerin gelir vergisi beyannamesi vermesini sağlamak, tarife yapısını rasyonelleştirmek (dilimleri ve marjinal oranı düşürmek, kayıtdışılıkla gerçek mücadele) ve reformun amacının sistemin rasyonelleştirilmesi olması; tek amaç kısa vadede mali amaç olursa (daha çok vergi) sistem irrasyonel hale geliyor ve orta vadede, hatta kısa vadede bile vergi toplayamıyorsunuz, sistem sadece dolaylı vergilere dayanmaya başlıyor, irrasyonel bir sistemden verim alma beklentisi saçmadır.

Ortada bir de reform adıyla sunulan üç konu var: Dijital hizmet vergisi, değerli konut vergisi ve konaklama vergisi; dijital hizmetlerin vergilendirilmesi konusunu Allah izin verirse bir gün ayrı olarak değerlendirmek isterim, çok önemli bir konu ama değerli konut vergisi demek değeri beş milyon doları aşan konutların satışına ek bir vergi demek, karşı değilim, karşı olmamamın temel nedeni de bir iktisatçı olarak akımlar üzerine değil, stok değerler üzerine vergi salınmasına daha yakın olmamdır ama bunun da daha objektif yöntemi hem etkin hem adil bir servet vergisidir, meseleyi sadece tek bir konuya indirgemek asla değildir. Konaklama vergisi de turizmde her yüz müşteri gelirinden iki ya da üçünün devletleştirilmesi demektir, bunun da gerçekleşme şansı yok denecek kadar azdır.

Yazımı bitirmeden bir de bir vergi sisteminin meşruiyeti ile kamu harcama yapısının meşruiyeti ilişkisi üzerine bir satır yazalım: Kamu harcamalarının meşruiyeti tartışılır olmaktan çıkarılmadan (mesela ihale sistemi) gerçek bir vergi sistemi de oluşturmak mümkün değildir çünkü mükellefler adil ve meşru olmayan bir sisteme vergi gayretlerini sakınırlar.

Türkiye’nin en önemli yapısal meselelerinin başında vergi reformu gelmektedir ve bu reformu ancak güçlü iktidarlar yapabilir, AKP iktidarı değil; güçlü iktidardan muradım parlamenter çoğunluk ya da çok güçlü bir cumhurbaşkanlığı sistemi değildir, siyasi meşruiyeti çok güçlü demokratik hukuk devletine dayalı iktidarlardır.

Cumhuriyetin yüzüncü yıl kutlamalarına tam dört sene kaldı ama bir devleti, bir cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti yapan unsurların başında gelen etkin, adil ve demokratik bir vergi sistemi hala ortada yok.

Dört senede olur mu bu?

Yine İsmet Paşa’ya aynı gönderme: “Hadi canım sen de”.        

  • Abone ol