Hem dışarıda hem içeride.

Ve yaklaşık her alanda.

Gelinen noktada zaten haklılık, haksızlık artık hiç önemli değil.

Yüzde yüz dahi haklı olsanız, şekilde pek de öyle görülmüyor, üstelik önemli olan bu haklılığınızı iyi savunmak ve uluslararası dengelerde daima birileri ile münhasıran da demokrasi ve hukuk ile birlikte olmayı sürdürmek.

Bu birileri de bizim durumumuzda sadece KKTC, Azerbaycan, Malezya ve Katar.

Diplomaside hezimet, içeride de büyük bir mağlubiyet söz konusu.

Önce dış ilişkilerden başlayalım.

ABD ile durum tek kelime ile felaket; NATO’nun en güçlü ülkesi ABD ile S-400 krizi yaşıyoruz, yaptırımlar kapıda, yaptırım paketinin içinde korkunç şeyler var, adeta iki taraflı bir diplomasi kepazeliği mektup meselesi var, ABD’ye resmen general sıfatıyla davet edilen Mazlum Abdi krizi var, vs.

Avrupa Birliği ile olan ilişkiler ABD ile olan ilişkilerden de berbat bir durumda.

Tam üyelik müzakere sürece fiilen durmuş vaziyette, müzakere sürecinin resmen de kesilmesi söz konusu olabilir.

Fransa Ulusal Meclisi Türkiye’nin Kuzey Suriye askeri harekâtını resmen kınamış durumda.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron bir gazetecinin “İşiniz çok mu zor?” sorusuna “Evet, ayda bir kez Erdoğan ile görüşüyorum, bu yetmez mi?” diye yanıt veriyor.

Yine Fransa’nın popüler haftalık dergisi Le Point dergisi Erdoğan için “Eradicateur” yani ortadan kaldırıcı, temizleyici kelimesini kullanıyor.

Yunanistan’da Miçotakis hükümeti Parlamentodan göçmen iadesini hızlandıran bir karar çıkarıyor.

Geleneksel olarak Türkiye’yi destekleyen İskandinav ülkelerinin tümü artık dış politikada karşımızda.

Macaristan ve biraz da Polonya dışında tüm AB ülkeleri ile olan ilişkilerimiz sıkıntılı.

Macaristan ve Polonya ise 2019 itibariyle AB hukuk kriterlerinin dışına çıkmış ülkeler; bu ülkelerin desteğinin mantığı da tam yerle yerine oturuyor doğrusu.

Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterlerini koymaya kalktığımız günlerde AB’ye kızıp “Onların Şengen’i varsa biz de Şamgen’i kurarız” derdik, biz de ekranlarda bu Şamgen lafı ile çok dalga geçerdik, AKP’li dostlarımız da bize çok kızarlardı.

Aradan seneler geçti, kimin haklı olduğu çok bariz hale geldi, biz yine bazı konularla dalga geçiyoruz, aynı eski arkadaşlar bize yine kızıyorlar, mesela Şanghay altılısı, mesela değerli yalnızlık, aradan seneler geçecek, kimin haklı olduğu yine ortaya çıkacak, Allah ömür verirse görürüz.

Bugün hala KKTC’yi tanıyan Türkiye dışında tek evet tek bir Birleşmiş Milletler ülkesi bulunmadığını hatırlatmak bile istemiyorum, Azerbaycan, Pakistan, Katar, Malezya dâhil olmak üzere.

Filistin bile BM’de Suriye harekâtını desteklemedi; diğer arap ülkelerini saymıyorum bile.

Mesele sadece devletlerle de ilgili değil.

Twitter Mazlum Abdi’nin twitter hesabına mavi tıkla onay veriyor; yakında twitter ile sorun çıkabilir, zaten Reis ta başından beri bu tweet atma meselesine çok sıcak bakmıyor.

AİHM’de Türkiye’de kaç senedir süren Wikipedia’ya erişim yasağına ilişkin davada (başvuruyu yapan Wikipedia Vakfı) AİHM Türkiye’ye sorular soruyor, hükümetimiz de ek süre istiyor, AİHM de bu talebi kabul ediyor.

Ve bu çok ayıplı davada Türkiye “Ben böyle bir davada, 2019 senesinde, savunma yapmaya bile utanırım, cezama razıyım” diyemiyor.

Bu konuyu yabancı öğrencilerime söyledim, meseleyi anlatamadım, inanmak bile istemediler Avrupa Konseyi üyesi, AB’ye tam üyelik başvurusu yapmış bir ülkede Wikipedia’ya erişim engeli olduğuna.

NATO’da da, Türkiye bir tevatüre göre NATO’nun ikinci büyük ordusu, çok büyük sorunlar var, S-400 meselesini anlayamıyorlar, Rusya ile yakınlaşmamızı anlayamıyorlar, hukuk devletinden uzaklaşmamızı da biz anlatamıyoruz doğal olarak.

Yukarıda tevatür ifadesini kullandım çünkü bu sıralama galiba artık anlamını yitiren asker sayısı üzerinden yapılıyor hala.

İçerideki durum da çok korkunç.

Bektaşi Babası caminin önünden geçiyormuş, imam hastalanmış, Bektaşiyi cenaze namazını kıldırması için davet etmişler, kabul etmiş, namazdan sonra tabut omuzlar üzerinde giderken tabutun kapağı aralanmış, mevta Bektaşi Babasına sormuş, yukarıya bir mesajın var mı diye. Bektaşi Babası da “Namazını benim kıldırdığımı söyle, gerisini o anlar” diye cevap vermiş.

Ahmet Altan, Osman Kavala, Mümtaz’er Türköne, yüzde 65 oyla seçilen Büyükşehir Belediye Başkanları ve başkaları hapiste yatıyorlar, gerisini anlatmaya, yazmaya bilmem gerek var mı?

Ancak, bu meseleler sadece dışarıda diplomasi skandalları, içeride hukuk devleti cinayetleri olmakla kalmaz, bu büyük hataların maliyeti siyasi ve ekonomik olarak çok ağır çıkar.

Türkiye bu hataların maliyetlerini fakirleşerek, özgürlüğünü, güvenliğini ve hatta egemenliğini ve en önemlisi de beşeri sermayesini kaybederek ödemektedir.

  • Abone ol