Laikçi bir yazı yazmaya hiç niyetim yok ama bu dualı 29 Ekim resepsiyonu gerçekten çok ilginç bir konu.

Ciddi bir yazı yazmaya niyetliyim, bu nedenden Saray falan da demeyeceğim, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ifadesini kullanacağım.

Mekân Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Erdoğan orada AKP Genel Başkanı sıfatı ile bulunmuyor, Devleti, Cumhuriyeti, tüm vatandaşları temsilen Cumhurbaşkanı sıfatıyla o resepsiyonu veriyor.

Tarih de Cumhuriyetin kuruluşunun 96. yılı, bir 29 Ekim.

Erdoğan’ın temsil ettiği Devlet ve Cumhuriyet ise Anayasanın 2. Maddesindeki açık ifade ile laik bir Cumhuriyet, laiklik ilkesinin ise asgari tanımı Devletin vatandaşların inançlarına kör olması. (eşit mesafe ifadesini sevmiyorum.)

Yazımın başında söyledim, laikçi bir yazı yazmayacağım, aşağıda açıklayacağım pratik bir neden dışında, Külliyede dua edilmesine de karşı değilim.

Ancak, Külliyede 29 Ekim resepsiyonunda İslami geleneklere göre dua edilecek ise laiklik ilkesi gereği, aynı ritüelin başka vatandaşlarımızın inançları için de yapılması şarttır.

Devlet Müslüman bir devlet değildir, olamaz; 29 Ekim de bir İslami bayram değildir.

O gece Külliyede İslami geleneklere göre dua edilmiş ise karşı değilim, Katolik, Protestan, Ortodoks, Gregoryen, Musevi ve bunlar gibi inançlar için de aynı ritüel yerine getirilmek zorundadır.

Aksi takdirde laik bir devletten bahsetmek olanaksızdır ve bu durum hukuken ciddi bir anayasal suça tekabül edebilir.

Gelelim yukarıda vurguladığım önemli pratik nedene.

Bir resepsiyonda tüm inançların ritüelini pratik nedenlerden gerçekleştirmek mümkün değildir muhtemelen, zaman yetmez en azından.

Üstelik bir de bu inançlar dışında da farklı inanç sahipleri var, bir de vergi ödeyen başka inançsız vatandaşlar var.

İnançsız vatandaşların da bir dini ritüeli yok herhalde.

Pratik nedenlerden laik devletin asgari gereği yerine getirilemiyorsa bu gereği sadece bir inanç grubu için yerine getirmek yanlıştır, hatta muhtemelen bir anayasal suçtur.

Dolayısıyla yapılması gereken bu dini ritüeli gerçekleştirmemek, duayı Külliyede 29 Ekim resepsiyonunda etmemektir, başka tüm çözümler laik devlet ilkesine karşı çözümlerdir.

Mesele bu kadar basittir.

Demokratik, laik bir hukuk devletinde çoğunluk tercihi temel hukuk ilkelerinin ASLA üzerine çıkamaz, çıkmamalıdır.

Çıkıyor ya da daha vahimi Devlet Başkanı tarafından çıkarılıyorsa ortada çok ciddi bir devlet meselesi var demektir.

Bu 29 Ekim resepsiyonundaki dua konusunda çoğunluk demek Sünni Müslüman vatandaş çoğunluğu demektir.

Çok komik bir-iki satır yazacağım, kimse gülmesin, gönül ister ki, bu duruma herkesten önce Diyanet İşleri Başkanlığı karşı çıksın çünkü Anayasanın 136. Maddesinde (Diyanet İşleri Başkanlığı maddesi) bu kurum için “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek…..” diye bir ifade mevcut.

29 Ekim gibi çok önemli bir bayramda İslami dua ritüelini ekranlarda izleyip kendi inancının dualarını ya da ritüelini bu mekânda (Külliye) bulamayan vatandaşların bu Devlete bakışı, aidiyet duygusu acaba nasıl şekillenmektedir ya da değişmektedir?

Böyle bir dua ritüeli yaşanmamış olsa kimsenin böyle bir çekincesi zaten olmaz çünkü Devlet tarafsızlığını korumuş olur.

Ortada çok ciddi bir korku ve yıldırma atmosferi olduğu için örgütlü bir başka inanç grubu da duruma çok ciddi eleştiri getirememektedir.

Bu korku ve yıldırma atmosferi hem Devlet hem de toplum kökenlidir.

“Siz Külliyede İslami dua edilmesine karşı mısınız?” gibi bir sorunun bile nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.

Türk Silahlı Kuvvetleri şu anda sınırötesi bir operasyon yapmaktadır ve bu operasyonda kayıplar verilmektedir ama bu dua ritüelinin kayıplarımız için de Devletin zirvesinde yapılması uygun değildir, dini açıdan yapılması gerekenler devlet dışı kurumlarda yapılır.

Kaybettiklerimiz arasında Müslüman olmayan, başka dinlerden vatandaşlarımız da olabilir.

Başka dinden vatandaşlarımız askerde hassas bölgelere gönderilmiyor, görevlendirilmiyorlar da bizim haberimiz mi yok?

  • Abone ol