Salı günkü CHP grup toplantısında Kılıçdaroğlu ilginç ifadeler kullandı.

Dinlerken de dikkatimi çekti ama Çarşamba günü bu ifadelerin bir bölümünü Artı Gerçek sitesinde de gördüm.

Kılıçdaroğlu Ahmet Altan kararının yani önce tahliye edilmesinin ve sonra da tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bu kararlara muhalefet edilmesinin de doğru olduğunu ısrarla vurguladı konuşmasında.

Ahmet Altan’ın isminin yanına Osman Kavalı’yı, Selahattin Demirtaş’ı da koyabilirsiniz, siyaseten değil ama hukuken pek bir şey değişmez.

Kılıçdaroğlu konuşmasında alınması gereken pozisyonun bu olması gerektiğini, hukukun bunu gerektirdiğini, bu pozisyonunun söz konusu isimlerden bağımsız olduğunu, hukukun evrensel ilkelerinin bir gereğini ifade ettiğini özenle vurguladı.

Şöyle diyor CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu: Ahmet Altan kararı yanlıştır. Yanlışa doğru diyemeyiz. Kim olursa olsun. Belki hayatında hiç CHP'ye oy vermedi. Adaleti herkes için geçerli bir kavram olarak biliyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine hiçbir itirazım yok ama anlamadığım da bir nokta var.

Kılıçdaroğlu bu sözleri kime yönelik kullandı grup toplantısında?

Sokaktaki ortalama vatandaş için mi, Ergenekoncular için mi, yoksa CHP’liler için mi?

Hatırlamakta fayda var, AİHM’in Demirtaş kararı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan “bizim de yapacak hamlemiz olacak” dedi ve hemen arkasından başka bir dosya üzerinden Demirtaş’a başka bir mahkûmiyet kararı çıkarılıp tahliye zorunluluğunun önüne geçildi.

Bu hukuk garabetine de toplumdan güçlü bir itiraz pek gelmedi.

Ahmet Altan’ın mahkûmiyet kararı ve tahliyesi sonrası da yazılı basında, ekranlarda, siyaset kulislerinde ilginç bir koro harekete geçti.

Ve bu koro başarılı oldu, bir hafta sonra Ahmet Altan yeniden tutuklandı.

Bu koronun komposizyonu, orkestra şefi konusunda yorum yapmayacağım.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında benim ilgimi en çok çeken nokta bu konuşmanın ağırlıklı olarak sanki CHP’lilere yapıldığı konusunda edindiğim izlenim.

Ahmet Altan da, Osman Kavala da, Selahattin Demirtaş da ortalama bir CHP’linin çok hoşlanacağı karakterler değiller.

Bir CHP’linin zaten bu isimlerden hoşlanması için bir gerekçe de yok.

Bu isimlerle araları çok iyi olan CHP’lilerin de varlığı malum ama bu CHP’liler sanki parti içinde biraz ayrık otu gibi durmuyor değiller.

Ancak, meselenin özü bambaşka, konu birilerini sevmek ya da sevmemek değil.

Konu maalesef yine bir hukuk meselesi.

CHP bir sosyal demokrat parti ya da en azından kendileri böyle söylüyorlar; bu işlerde deklarasyon önemlidir, öyle diyorlarsa öyledir.

Bir sosyal demokrat siyasetçinin de hukuk meselesine özen göstermesi bir mesleki zorunluluktur.

Ahmet Altan’ı sevmek, görüşlerini beğenmek, paylaşmak başka şeydir ama bir yazarın, bir gazetecinin hukukunu savunmak başka şeydir; üstelik bu ortamda.

Ahmet Altan’ın tahliyesi meselesi bana maalesef bir kez daha her kesimden insanların meselelere hukuk gözlüğü ile değil de siyasi gözlüklerle baktığını gösterdi; üstelik konu yaklaşık tümü ile hukuki bir mesele iken.

Bu mesele sadece CHP’nin meselesi de değil, her vatandaşın bu tür konulara öncelikle hukuk ekseninden yaklaşması gerekir ama bu topraklar bu temel anlayışa biraz yabancı galiba.

CHP ise çağdaşlık, modernlik, ilericilik gibi kavramlarda hep en önde olmak isteyen bir siyasi hareket, Ne güzel ama bu tür kavramların çağımızda temelinin evrensel hukuk olduğunu bilmek şartıyla.

Bu kavramların içinden evrensel hukuk normlarını çektiğinizde karşınıza olmadık şeyler çıkabilir, bunu da hatırlayalım ya da bilelim.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasındaki temel hedef kitlesinin bir grup CHP’li olduğunu düşünmek bile benim canımı sıktı doğrusu.

Bu satırların yazarı kendini CHP’li olarak pek görememiştir ama yine de 2019 Türkiye’sinin en önemli partilerinin başında gelir CHP.

Şayet iyi bir CHP’li olsa idim, rahmetli şair Özdemir Asaf’ın şu muhteşem dizelerini söylerdim çevreme:

Bütün renkler kirleniyordu

Birinciliği beyaza verdiler.

  • Abone ol