“İstanbul’da, lideri olduğu AKP’nin il danışma meclisi toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kaderiyle AKP’ninkinin ortak olduğunu savunarak, "Türkiye’yi seven bizi seviyor, Türkiye’den nefret eden bizden nefret ediyor" dedi.

Türkiye'nin son 17 yılda tarihinin en büyük sıçramalarını yaşarken aynı zamanda tarihinin en büyük saldırılarıyla da karşı karşıya kaldığını anlatan Erdoğan, "Ülkemize yönelen saldırıların hedefinde ilk önce AK Parti yer almıştır. Esasen Türkiye ile AK Parti'nin kaderi adeta bütünleşmiştir. Türkiye'yi seven bizi seviyor, Türkiye'ye kızan bize kızıyor, Türkiye'den nefret eden bizden de nefret ediyor. Milletimiz de bu gerçeği gördüğü için her mücadelemizde hamdolsun yanımızda yer alıyor." diye konuştu.”

Bu satırları basında gördüğüm zaman önce inanamadım, hınzır bir muhalif gazetecinin çarpıtması zannettim; sonra Cumhurbaşkanlığı sitesinde İletişim Başkanlığının altında aynı ifadeleri gördüğüm zaman, abartmıyorum, dilim tutuldu.

Bu ifadeler bir ülkenin, Türkiye’nin, muhalefetin anayasal bir kurum olduğu bir ülkenin Cumhurbaşkanının kullanabileceği ifadeler olamaz.

Türkiye’yi seven bizi seviyor, Türkiye’den nefret eden bizden nefret ediyor” ifadesi demokratik bir hukuk devletinin Cumhurbaşkanının kullanabileceği ifadeler değildir.

Keza, “Esasen Türkiye ile AK Parti'nin kaderi adeta bütünleşmiştir.” ifadesi de.

Ortada çok ama çok büyük bir sorun vardır.

Sayın Cumhurbaşkanının AKP’nin il danışma meclisi toplantısında yaptığı konuşmanın her noktasında sorun vardır.

Türkiye büyük bir ülkedir, dün vardı, bugün var, yarın da olacak.

AKP dün yoktu, bugün var, yarın ne olacak belli değil, hatta biraz da belli.

Dolayısıyla Türkiye’nin kaderiyle AKP’nin kaderinin ortak olduğunu söyleyebilmek çok büyük bir yanlıştır.

Sadece AKP’nin değil, hiçbir siyasi partinin kaderi Türkiye’nin kaderi ile ortak olamaz.

Tek parti yönetimlerinde bile durum bu olamaz, rejim değişir, çok güçlü gibi görünen tek parti yönetimleri kaybolup giderler, ülke yoluna devam eder.

Hele demokratik hukuk devletlerinde bu mantığın tutulacak yanı bile yoktur.

Demokrasilerde, klasik laftır, muhalefet iktidardan daha önemlidir çünkü her rejimde iktidar vardır ama muhalefet sadece demokrasilerin bir kurumudur.

Demokratik bir Türkiye’de “AKP’yi sevenin Türkiye’yi de sevdiği, AKP’yi sevmeyenin Türkiye’yi de sevmediği” kabul edilmesi, ciddiye alınması olanaksız bir düşüncedir.

Sayın Cumhurbaşkanının bu ifadeyi kimler için kullandığı da çok belirgin değildir.

Ancak, konuşmanın gerçekleştiği ortamdan (İl danışma Meclisi) bu konuşmada hedefin hem ülke içi muhalif unsurlar hem de ülke dışında AKP’nin dış politikada almış olduğu pozisyonlara karşı çıkan yabancı hükümetler ve devlet adamları olduğu anlaşılmaktadır.

AKP hükümetinin benimsemiş olduğu dış politikadan hoşlanmayan yabancı devlet adamlarının Türkiye’den de hoşlanmadıkları mantığı da tutarsız, komik bir mantıktır.

Erdoğan’ın Obama’dan hoşlanmadığı ve tersi herkesin malumu idi ama bu durum ne Erdoğan’ın ABD’den ne de Obama’nın Türkiye’den hoşlanmadığı anlamına gelmez.

Hele “nefret etme” ifadesi tamamen yanlış durmaktadır bu bağlamda.

Anlaşılan Sayın Erdoğan kendisini ve Partisini biraz fazla, ölçüsüz önemsemeye başlamıştır.

Bu ölçüsüz önemse durumu çok önemli siyasi yanlışlara, hatalı değerlendirmelere yol açabilir ve nitekim açmaktadır.

Kendisi ve AKP hareketi ile yollarını ayıran her eski dava arkadaşına “dolandırıcı” diyebilmek de bu yanlış değerlendirmenin yanlış sonuçlarından biridir.

  • Abone ol