Hiç zannetmiyorum.

Karar, sonuçları itibariyle, insanidir, hukukidir, sekiz yüz kırk gündür haksız yere hapis yatan Kavala için harikadır, haklarında müebbet hapis istenen kişiler için mükemmeldir.

Ama, kararın sonuçları itibariyle hukuki olması kararın kökeninde hukuk olduğunu göstermez.

Aynı mahkeme heyeti daha yaklaşık yirmi gün önce (29 Ocak 2020) Kavala için tutuksuz yargılama kararı ver(e)mezken, ne olmuştur da 18 Şubat tarihinde Kavala dahil tüm sanıklar hakkında beraat kararı çıkmıştır?

Sayın hâkimlerin kafasına üniversitede okudukları hukuk kitapları mı düşmüştür?

Yine hiç zannetmiyorum.

Bu karar bal gibi siyasi bir karardır ve altında çok neden vardır.

Kavala gibi bir kişiliğin müebbet hapse mahkûm edilmesinin içeride ve dışarıda yaratacağı infialden gerçekten çekinmiştir hükümet; ekonominin bıçak sırtında olduğu bir dönemde bu tür bir küresel zıtlaşma istememiş olabilir AKP.

Ancak, bu gerekçe kanımca belirleyici değildir.

Yine kanımca, belirleyici olan iki gelişme yaşanmıştır son iki ay içinde.

ABD’nin çok önemli bir kuruluşu, Rand Corporation, yayınladığı bir raporda Türkiye’de çok güçlü bir ihtimal olmasa da batı yanlısı askerlerin önünü çekeceği bir darbeden dem vurmuştur.

Kanımca, Türkiye’de, bugün, NATO’cu bir darbe ihtimali ihmal edilebilir ölçüde düşüktür ama bu çok düşük ihtimalin Rand Corporation tarafından gündeme getirilmesi bile anlaşılan AKP yönetimini korkutmuştur.

İhmal edilebilir ölçüde düşük bir ihtimalin AKP yönetimini bu ölçüde korkutmuş olması parti yönetiminin geçtiğimiz yılarda inanılmaz hukuksuzlukların altına imza atmasından kaynaklanmaktadır kanımca.

İkinci ve yine belirleyici olduğunu düşündüğüm gelişme İdlib’de yaşananlardır.

Rusya’nın, Putin’in son haftalarda Esad’ın yanında çok kararlı duruşu da AKP yönetimini küresel arenada tek başına kalma korkusu ile baş başa bırakmıştır; Çin’in de virüs sonrası uzun süre kenarda kalacağına yönelik tahminler de güçlüdür.

ABD’nin Türkçe konuşan eski Ankara Büyükelçisinin Türkiye’ye gelişi ile birlikte AKP yönetimi çok da istekli olmadan, hatta muhtemelen burnundan soluyarak, ABD ile ilişkileri restore etme adımlarını atmaya çalışmaktadır.

Ancak, bu tür ilişkiler, uluslararası ilişkiler çerçevesinde kurulan beraberlikler, sadece çıkarlar bazında olmaz; “dış politikada ilkeler yoktur, değişken çıkarlar vardır” lafı özünde çok da doğru değildir çünkü uluslararası ilişkiler en temelinde değerler birlikteliği üzerine kurulur, AKP’nin bundan sonra batı ile restore etmek isteyeceği ilişkiler de güvenilir olamaz çünkü attığı her adımla batı değerler sisteminden koptuğunu, daha önemlisi kopmak istediğini ortaya koymuştur AKP tepe yönetimi.

Ancak, Türkiye, nüfusu, coğrafyası ile önemli bir ülkedir, batı da kolay kolay vazgeçemez bu ülkeden, bu nedenle Rusya ile ilk krizde ABD meseleye el koyma girişiminde bulunmuştur. (eski Büyükelçi Jeffrey’in Amerikan aksanıyla “şehitlerimiz” deyişini hatırlayın.)

Türkiye de bu konjonktürde, düşük bir ihtimal de olsa batıcı bir darbe ihtimali, Rusya ile kopan ilişkiler çerçevesinde, batıya tekrar yanaşmaya gayret gösterecektir zorunlu olarak.

Bu sürecin ilk meyvaları da Gezi davasında belirgin hale gelmiştir ve çok çok da iyi olmuştur.

Kimse alınmasın, bu yargı hamlesinin arkasında AKP tepe yönetiminin olduğu kanısını taşıyorum.

Ergenekonun da bir karşı hamlesi olabilir ve bir itiraz üzerine tekrar tutuklamaya dahi gidilebilir çünkü bu kesimin temel çıkarı AKP’nin batı ile ittifakının tamamen kırılmasıdır ama yargıyı kimin ne kadar kontrol ettiğini tam kestiremiyorum.

Unutmayalım Ahmet Altan da tahliye edildikten bir hafta sonra tekrar tutuklanmıştır.

Çok kısa bir süreye kadar Erdoğan “iki kere iki altı eder” dese bunu doğrulayan, destekleyen Perinçek son haftalarda araya ciddi mesafeler koymaya başlamıştır; neden acaba?

Perinçek’in siyasi önemi gerçekten partisinin oy oranının çok üzerindedir bu konjonktürde.

Elimizdeki az bilgiyle süreçler hakkında çok sağlıklı yorum yapmak kolay değildir ama çok önemli bir süreç içindedir Türkiye, buna kuşku yoktur.

Bu sürecin, nedenleri ne olursa olsun, Türkiye’nin batı ile ilişkilerini bir nebze dahi olsa düzeltecek bir düzleme evrilmesi, AKP dahil, herkes için iyi olacaktır.

Bu satırları yazarken ekranlarda gördüğüm Sayın Murat Karayalçın Gezi kararının bir hukuk zaferi olduğunu söylemektedir.

Keşke öyle olsa.

*Yazı, Osman Kavala hakkında gözaltı kararı verilmeden önce kaleme alınmıştır. 

  • Abone ol