Türkiye’nin içinden geçtiği ya da bir türlü geçemediği hal-i pür melalini görmek için çok derin analizlere falan gerek yok; Artı Gerçek internet sitesinin 23 Şubat öğle saatlerindeki haber akışından birbirinden bağımsız, en azından bağlantısız gibi duran dört haberi aktaracağım.

Türkiye 1924 senesinden günümüze tam 35 vergi affı çıkarmış; yaklaşık üç senede bir vergi affı çıkmış.

Son 18 senede ise, AKP dönemi, 9 vergi affı çıkarılmış; tempo iki senede bire çıkmış, hızlanmış.

Rahmetli Kemal Unakıtan (Maliye eski Bakanı) 2003 senesinde çıkan af için “Bu son” demiş.

Mehmet Şimşek (Maliye eski Bakanı) 2013’de dönemin vergi affı için “Bu son” demiş.

Naci Ağbal (Maliye eski Bakanı) 2016 affı için “Bu son” demiş.

Burası çok önemli, Berat Albayrak 2018’de vergi affı için “Bu son” demiş.

Bu koşullarda Türkiye’de insanlar neden dolaysız vergi ödüyorlar, gerçek bir kahramanlık, anlamak da çok kolay değil.

Vergi gelirleri içinde dolaysız vergilerin payının çok düşük olmasını anlamak için de bu vergi afları yol gösterici.

Ders 1: Kamu maliyesi, dolaysız vergi yapısı ve etkilediği alanların çökük olduğunu görüyorsunuz bu manzaraya (!) baktığınızda; neden “çökük” tabirini kullandığımı aşağıda göreceksiniz.

Gelelim aynı gün Artı Gerçek sitesinde karşıma çıkan başka bir habere.

Haber bir kez daha Kavala kararını irdeliyor; bu karar neresinden ve nereden bakarsanız bakın, ülkemizde hukuk devletinin, yargının artık olmadığının kanıtı.

Tekraren ifade ediyorum, devlet hukuk demektir, hukukun ayaklar altına alındığı bir yerde aslında ayaklar altına alınan devlet demektir.

Devleti de ayaklar altına alanlar, sabahtan akşama devlet lafını ağızlarından düşürmeyenler, ortak statüsünde “devlet ebed müddet” sloganını terennüm edenler, devletin bekasını her şeyin üzerinde gördüklerini söyleyenler.

Hukuk ayaklar altında iken neyin bekasını her şeyin üzerinde görüyorlar, anlamakta zorlanıyorum çünkü devlet demek hukuk demek, hukuk (devlet) ayaklar altında ise her şeyin üzerinde olan nedir?

Ders 2: Hukuk yani devlet can çekişmektedir (çökük?) ülkemizde.

Üçüncü haber (bir köşe yazısı, Pelin Cengiz), aynı sitede aynı saatlerde.

Hadi batık kredi demeyelim de tahsilat imkânı ve ihtimali düşük kredi miktarı bankacılık sisteminde 50 milyara yaklaşıyor; bu kredilerin bir kamu bankasına aktarılıp, sistemi sözde rahatlatmak istendiği konuşuluyor ama bu aktarım demek tahsilatı zorlaşan kredilerin yaratacağı zararın kamu maliyesi tarafından kapatılması demek.

Malum, kamu maliyesi diye bir şey yok, vergi mükelleflerinin ödediği dolaysız ve dolaylı vergiler var, sistemde vergi ödeyenleri merkeze almadan kamu maliyesi demek işi opak hale getirmekten başka bir şey değildir.

Senelerdir yazarım, ısrarcıyım, devlet bu durumlarda toplumsal itiraz çok yükselmesin diye dolaysız vergileri arttırmıyor, kaynakta kesme saçmalığından da vazgeçmiyor çünkü mükellef bilinci ancak dolaysız vergilerin beyan edilerek ödenmesi ile oluşuyor.

Ders 3: Bankacılık sistemini yine kamu maliyesi, vergi ödeyenler kurtarıyor, kabul edilemez, hırsızlıktır.

Şimdi gelelim bu üç dersten (aynı gün aynı gazetenin sitesinden örnekler) çıkarılan en somut ve acı sonuç dersine.

Aynı sitede yer alan habere göre, İran’ın Khoy kentinde 5.8 şiddetinde bir deprem oluyor, bu kentte 25 yaralı var ama deprem merkezine kilometrelerce uzakta Van Başkale’de 9 ölü, 35 yaralı mevcut, yaralılardan 9’unun durumu ağır.

Depremler (çökük?) maalesef bazı konuları siyah-beyaz haline getiriyor; keşke bu netliği deprem olmadan yakalayabilse idik.

Bir ülkede kamu maliyesi çökertiliyor, iki senede bir vergi affı çıkartılıyor ise (Ders 1), hukuk yani devlet ayaklar altında ise (Kavala davası) (Ders 2), bankacılık vergi mükellefleri üzerinden kurtarılmak isteniyorsa (Ders 3) 5.8 şiddetinde bir depremde merkez üssünden uzak bir noktada insanlar ölebiliyorlar.

İlave bir ders mi istersiniz?

2003 Bingöl depreminde Çeltiksuyu Yatılı Bölge İlköğretim Okulu enkazı altında yaşamlarını yitiren yüz çocuğun gerçek hesabı sorulamadığı için bugün yine insanlar depremlerde ölüyorlar.

Bu da Ders 4 olsun.

  • Abone ol