Siyasal iktidara, Erdoğan’a çok yakın basından okuduğum kadarıyla Brüksel’de şu konular gündeme gelecek imiş:

Vize serbestisi, mülteciler konusu, Suriye’nin kuzeyinde yapılması planlanan konutlar, gümrük birliği sürecinin güncelleşmesi (?), altı milyar avronun Türkiye’ye verilmesi ve, işte burası çok önemli, yeni fasılların açılması.

A Haber bu konuyu haberleştirir iken şöyle de bir ifade kullanıyor: Batının sözde insan hakları normları (A Haber); çok merak ediyorum, bir de A Haber bize özgü ve “sözde” olmayan insan haklarının ne menem şeyler olduğunu bir açıklasa da öğrensek.

Aynı A Haber yukarıdaki konulara ilişkin şöyle başka bir iddiada da bulunuyor: Diplomatik karşılıklı görüşmeler sonucu bunlarda sonuç alınmasına kesin gözle bakılıyor. (A Haber)

Gerçekten çok merak ediyorum, Erdoğan Brüksel’de neler elde edip dönecek.

Belirli bir süredir hepimiz Türkiye’nin AB tam üyeliği heyecanımızı kaybettik.

Bunun temel nedeni de küresel konjonktürden, AB üyesi kimi liderlerin çok olumsuz tavırları değil, Türkiye’nin içinden geçtiği bu dönemde AB standartlarından tamamen kopmuş olması.

Durum aklıma Groucho Marx’ın olduğu iddia edilen (Woody Allen, Annie Hall filmi) “Beni kabul edecek bir kulübe ben zaten girmek istemem” sözünü getirmiyor değil.

Gelelim yazımın başında “işte burası çok önemli” dediğim “fasıl açma” meselesine.

Müzakere süreci fiilen durmuş durumda, bu aşamada yeni fasıl açma işi pek mümkün değil.

Ancak, Erdoğan kendinden artık asla beklenmeyecek bir refleksle ve kendi çıkarı için AB ile bir köprü kurmak isterse naçizane şunu öneririm: Üç adet çok meşhur, önünde siyasi engel bulunmayan fasıl var, Kamu alımları, Rekabet ve devlet yardımları, Çalışma hayatı.

Bu üç faslın açılması da Türkiye için olumlu anlamda hayati ama siyasi ve parasal rant kollayan iktidarlar için de başka anlamda hayati.

Erdoğan bu üç faslın açılmasını sağlayabilirse, siyasi hayatının son döneminde Türkiye için çok faydalı bir iş yapmış olur, günde beş ölüme yaklaşan iş kazaları(?) azalır (Çalışma faslı), davetiye usulü ihalelerle palazlanan müteahhitlerin işi çok zorlaşır, daha az kamu parası kullanılarak daha kaliteli kamu işleri yapılır (Kamu alımları faslı) ve araştırma-geliştirme harcamaları dışında tüm devlet yardımları ve teşvikleri durdurularak ekonominin daha etkin ve daha rekabetçi çalışması (Devlet yardımları faslı) sağlanmış olur.

Şimdi gelelim günün imtihan sorusuna: “Erdoğan bu fasılların açılması için parmağını oynatır mı?”

Kendi sorumun cevabını ben kendim vereyim: Oynatmaz çünkü bu fasıllar açılır ve gerekleri yapılır ise AKP’nin son on yıllık düzeni yıkılır ve altında Türkiye değil ama AKP kalır.

Bu üç faslı açma işi dışında bugün AB ile konuşulacak fazla önemli konunun olmadığı kanısındayım.

Aslında Erdoğan’ın derdi de muhtemelen AB’den bu kriz ortamında biraz para koparmak, Kuzey Suriye’de inşaat işleri yapılırsa çevresindeki müteahhitlere ve dolaylı olarak da acaba kimlere biraz dünyalık aktarmaktan ibaret.

Vize meselesinden bir sonuç çıkmasını hiç beklemiyorum doğrusu, daha terör tanımını bile AB standartlarına taşımadık şimdilik.

Bakalım yandaş ve besleme basının “diplomatik görüşmeler tamam, sonuç alınacak” demesi ne kadar doğru?  

  • Abone ol