Koronavirüs günleri çok önemli tartışmaların da gündeme gelmesine neden oldu.

Bu küresel facia İkinci Dünya Savaşını görmeyen bizim kuşağın yaşadığı en büyük küresel facia.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninde önemli değişiklikler oldu, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi, AET (sonra AT ve AB) gibi kurumlar ortaya çıktı, Bretton Woods Antlaşması 1944 sonrası dünya para sisteminin yönünü belirledi.

Ortaya çıkan bu kurumlar içinde kanımca en önemlisi, üzerinde en çok düşünülmesi gereken AB sistemi çünkü muhtemelen korona sonrası dünyayı şekillendirmeye aday (?) modelin nüvelerini, mesela süpranasyonalite (ulusüstücülük), mesela özkaynak vergisi, içinde barındırıyor, yazımın sonunda değineceğim.

Korona krizi muhtemelen İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dünya düzeninin sonunun önemli bir sinyali, bu bana çok net gözüküyor ama yeni küresel düzen nasıl oluşacak, bu konuda görüşler, tevatür muhtelif zaten dönüşümler de zaman alıyorlar; İkinci Dünya Savaşı ya da başka bir büyük savaş antlaşma ile ya da taraflardan birinin diğerini yenmesiyle sonlanabiliyor ama büyük salgınlar için böyle formüller pek yok.

Gelelim yazımın başlığının içeriğine.

Global sorunlar var ve bu sorunlara ulusal çözümler üretmek pek mümkün değil, gerçekçi olmak lazım ama bu durum koronavirüs ya da çevre küresel sorununda olduğu gibi ulusal düzeyde devletlerin, vatandaşların, kurumların ellerinden gelenleri yapmalarına engel değil, mutlaka yapılmalı ama gidilecek mesafenin sınırlı olduğunu bilerek.

İçinden geçtiğimiz, inşallah makul bir sürede bu sürecin sonunu görürüz, koronavirüs krizinin özü aslında on senelerdir yaşadığımız çevre felaketinden pek farklı değil, çevre felaketi nefes alma sistemimizi şimdilik etkilemiyor bu yüzden bu felakete karşı duyulan korku korona krizi kadar yüksek değil ama muhtemelen uzun vadede çevre felaketinin sonuçları korona krizini de geride bırakabilecek.

Bu yazımda detaylarına girmiyorum ama çevre sorununa yönelik çözüm girişimlerinin yaklaşık tümü başarısız oldular; özetle aktarıyorum, 1992 Rio Zirvesi, 1997 Kyoto Protokolü, 2009 Kopenhag başarısız oldular, kutup buzulları çözülmeyi sürdürüyorlar, ozon tabakası büyüyor, neden?

Bu neden sorumun çok sayıda yanıtı var ama bir tanesi kanımca belirleyici; Çin, büyük üretim aparatı, 1.5 milyarlık nüfusu ile çevre zirvelerinde alınan kararlara uymayı reddediyor, yine özetle şöyle diyor: “ABD, Birleşik Krallık, Fransa tüm 19. Yüzyılda, 20. Yüzyılın önemli bir bölümünde dünyayı kirleterek kişi başına gelirlerini elli bin dolara taşıdılar, biz daha on bin dolara yeni geldik, biz de en azından otuz bin dolara gelmeden bu önlemleri almayı erteleyeceğiz, siz kirleterek buraya geldiniz, şimdi sıra bizde”.

Çin’in bu ulusal tercihi karşısında küresel önlemlerin yaklaşık tümü büyük ölçüde açığa düşüyorlar; batı devletleri Çin’i işgal edip çimento, demir-çelik üretimini sınırlayamayacağına göre durumun akıbeti şimdilik belirsiz.

Küresel bir soruna ulusal çözüm pek mümkün gibi durmuyor.

Koronavirüs küresel felaketinin de yapısı biraz böyle.

Virüsün Çin’in Wuhan eyaletinden çıktığı iddia ediliyor ama Çin dışında bugün itibariyle en büyük sorun İran ve İtalya’da; İran Kum kentini karantinaya almayı reddetti, İtalya Venedik Festivali'ni ertelemedi, önlemlerde gecikti ve virüs bize, Ortadoğu’ya, Avrupa’ya  yayıldı, bugünlere geldik.

Sorun küresel ama mesela elimizde İran’ı Kum kentini karantinaya almaya mecbur tutacak bir siyasal-hukuksal enstrümanımız yok, keza, İtalya’yı Venedik festivalini iptal etmeye zorlayacak bir enstrümanımızın olmadığı gibi.

Sorun küresel ama uluslararası çözümler zinciri kimi ülkelerin tekil hataları ile kopuyor, Çin’in çevre küresel çözümünü baltalaması, İran’ın Kum kentini karantinaya almaması, İtalya’nın gerekli önlemleri almakta gecikmesi gibi; en önemlisi de küresel sistemin bu zincir kopmalarına karşı alabilecek bir önlemi yok.

Koronavirüs tehdidi atlatıldıktan sonra (umarım en kısa vadede) dünya muhtemelen bu küresel tehditlere karşı, mesela çevre, mesela salgınlar, mesela küresel terör, alınabilecek önlemleri tartışmaya başlayacak ve bu tartışmanın temeli de küresel tehditlere ulusal çözümler üretmede zorlanıldığı için (en azından büyük ve maliyetli gecikmeler) küresel tehditlere küresel çözümler ve ilgili kurumlarını yaratmak olacak.

Küresel tehditlere küresel çözümler doğru mantığının zorlandığı yer ise bu mantığı işletecek küresel kurumların şimdilik yokluğu; dünya İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletleri, NATO’yu, Avrupa Konseyini kurduğu gibi şimdi de icra yetkisi olacak küresel-ulusüstü (süpranasyonal)  kurumları dizayn etmeyi gündeme getirecek muhtemelen.

Ancak, burada bir başka büyük sorun daha gündeme gelecek, söz konusu icra yetkili ve meşruiyeti olan küresel kurumların ihdası için bu ulusalüstü kurumları finanse edecek küresel bir vergi de şart ama vergi demek temsil demek (no tax without representation), küresel temsil mekanizması kolay değil çünkü ihtiyaç duyulan BM gibi uluslararası değil, süpranasyonal ve küresel bir organizasyon, bir kurum.

Avrupa entegrasyon süreci ve girişimi ise daha seneler öncesinde sınırlı bir coğrafyada uluslararası olmayan, ulusalüstü (süpranasyonal) bir kurum gerçekleştirdi ve bu kurumun fonksiyonelliği için de bir süpranasyonal vergi ihdas etti (own ressources-öz kaynaklar), bu vergi üye ulus devletlerin bütçelerinden aktarılan vergi payları değil, AB’nin kendi temsili kurumlarıyla koyduğu AB vergisi; tam da bu nedenden korona sonrası dünya için AB modelinin çok önemli olabileceğinin altını çizmiş idim yazımın başında. 

  • Abone ol