İnfaz kanun tasarısı bugün (7 Nisan) 15.00’de Meclis Genel Kuruluna geliyor.

Umarım, Meclis, kuruluşunun (23 Nisan 1923) yüzüncü yılında sağduyulu bir refleksle Komisyonun hatasını tekrarlamaz ve katiller, uyuşturucu tacirleri, hırsızlar için pozitif bir ayrımcılık yapma yanlışına düşmez.

Biraz önce CHP’li Özgür Özel’i izledim, söyledikleri hukuki açıdan doğru ise rüşvet yiyen kamu görevlisi infaz kanununun kapsamına girecek ama bu konuyu haberleştiren gazeteci kapsama girmeyecek, bu durumu kamu vicdanının kabul etmesi olanaksız, AKP bu işten de siyaseten zayıflayarak çıkacak.

Bu yazıyı yazarken yazar, gazeteci Ahmet Altan’ın infaz kanunundan yararlanıp yararlanmayacağı daha belli değil.

Ahmet Altan 2016 senesinin Eylül ayında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve sonra da hüküm giyiyor ama daha Yargıtay aşaması var.

Bu süreçte Ahmet Altan Anayasa Mahkemesine (AYM) hak ihlali gerekçesi ile başvuruyor, Anayasa Mahkemesi başvuruyu ona beş bir kararla reddediyor ama bu karara beş Anayasa Mahkemesi karşı oy yazısı yazıyorlar. (3.5.2019)

Ahmet Altan’ın aleyhine tecelli eden karara katılmayıp karşı oy yazısı yazan beş yüksek yargıç arasında AYM Başkanı ve Başkan vekili de var.

Aşağıda AYM Başkanının (Zühtü Arslan) karşı oy yazısından alıntılar yapacağım; AYM Başkanının bu görüşleri karara yansımış iken Ahmet Altan’ın geniş kapsamlı bir affa dönüşecek infaz kanunu kapsamına girmiyor oluşu ne akılla ne de vicdanla bağdaşabilir bir konu olabilir.

“Başvurucu Türkiye’de bilinen bir yazar ve gazetecidir. Muhtelif tarihlerde yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalarda suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. Kanaatimce söz konusu yazıların ve konuşma içeriğinin kuvvetli suç belirtisi oluşturduğuna dair ilgili ve yeterli gerekçeler soruşturma makamlarınca ortaya konulamamıştır.”

“Demokratik toplumda ne kadar “sert” ve “aykırı” olursa olsun sırf ifade edilen görüş ve düşüncelerden dolayı tutuklama tedbirine başvurulması kabul edilemez. Aksi takdirde çoğulcu demokrasinin olmazsa olmazı olan ifade ve basın hürriyetlerinin korunması imkansız hale gelecektir.”

“Aynı şekilde bir yazı ya da sözden dolayı sorumluluk belirlenirken söz konusu ifadeye objektif bir gözlemcinin verebileceği anlamın ötesinde bir anlam yüklenmemeli, olgusal temeli olmayan bir takım tahmin ve varsayımlara dayalı suçlamalar yapılmamalıdır.”

“Başvurucunun “askeri vesayetle ele ele çalışıyorlar” diye suçladığı hükümete yönelik sözlerini bir bütün olarak ve bağlamında değerlendirdiğimizde, bunları “darbeye zemin hazırlamak” şeklinde nitelendirmek ve suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak görmek mümkün değildir.”

“Yukarıda belirtildiği gibi bir ifadeden dolayı sorumluluk belirlenirken söz konusu ifadeye objektif bir gözlemcinin verebileceği anlamın ötesinde bir anlam yüklenmemesi gerekir. Soruşturma makamları bu iki yazının birkaç cümlesinden hareketle başvurucunun darbe teşebbüsünden haberdar olduğunu ve darbenin zeminini hazırladığını söylerken bunun olgusal temellerini ortaya koyamamışlardır.”

“Ne var ki, başvurucunun savunmaları karşısında, soruşturma makamları tutuklamaya konu yazı ve haberlerin terör örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgütün emir ve talimatları sonucunda yayınlandığına dair olguları ortaya koyabilmiş değillerdir.”

“Tüm bu nedenlerle soruşturma makamlarının ortaya koyduğu gerekçeler kapsamında somut olayda "suç işlendiğine dair kuvvetli belirti"nin yeterince ortaya konulamadığı, dolayısıyla başvurucunun tutuklanmasının hukukilik şartını sağlamadığı kanaatini taşımaktayım. Kuvvetli suç şüphesinin varlığı olağanüstü halin ilan edildiği dönemde de tutuklamanın ön şartı olmaya devam ettiği için, somut olayda başvurucunun tutuklanması Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde de anılan hakkın ihlaline sebep olmaktadır.”

“Diğer yandan başvurucu esas itibariyle farklı tarihlerde yayınlanan bazı yazılarından ve bir televizyon konuşmasından dolayı tutuklanmıştır. Hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukilik şartını sağlamadığı tespiti ışığında, tutuklama gibi ağır bir tedbirin ifade ve basın hürriyetleri bakımından demokratik toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak kabul edilmesi mümkün değildir.”

“Sonuç olarak, açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvenceye alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 26. ve 28. maddelerinde korunan ifade ve basın hürriyetlerinin ihlal edildiği kanaatini taşıdığımdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.”

                                                                                               ***

Anayasa Mahkemesi Başkanının bile Ahmet Altan AYM kararı için bu karşı oy yazısını yazdığı bir yazarın TBMM’den geçecek olan infaz kanununun kapsamı dışında tutulması akla, mantığa, vicdana aykırı bir hukuki ve siyasi tavır.

Umarım, TBMM Genel Kurulu Meclisin açılışının yüzüncü senesinde toplum vicdanını rencide etmeyecek bir kapsamı infaz kanunu için tercih eder.

  • Abone ol