Türkiye’nin bir Adalet Bakanı var, bir de Adalet Bakanlığı Müsteşarı var.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu var.

Hâkimleri, savcıları var.

Hukuk fakülteleri var, bu fakültelerde hukuk profesörleri ve doçentleri var.

Türkiye’de hukuk acaba nasıl çalışıyor?

Bu soruya iktidar ve muhalefet farklı cevaplar verebilirler, tartışabilirler ama aslında maalesef ortada pek tartışılacak bir durum da yok artık.

Bir de uluslararası endeksler ve sıralamalar var.

2020 senesi için açıklanan iki endeks var internette.

Bunlardan birincisi ROLI (Rule of Law Index) yani Hukuk Devleti Endeksi.

İkincisi ise WPFI (World Press Freedom Index) yani Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi.

ROLI’de yani hukuk devleti sıralamasında 128 ülke incelenmiş, Türkiye 107. sırada; durum çok ama çok vahim.

WPFI’de yani basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke araştırmaya konu olmuş, Türkiye 154. sırada; burada da durum maalesef çok kötü.

Bu sıralamalar öyle doğal koşulların ürettiği sıralamalar hiç değil, belirli politikaların ve tercihlerin sonuçları ama gelinen nokta çok ürkütücü.

Hukuk devleti ve basın özgürlüğünde yerimiz bu kadar kötü ise önümüzdeki senelerde özgürlüklerde ısrarlı ve hızlı bir biçimde yukarılara tırmanamaz isek, çok net söylüyorum, büyüme oranımız kalıcı bir biçimde iyileşmeyecek, kişi başına gelir daha da azalacak, refah yerlerde sürünecek.

Lütfen aklı başında kimse bu endekslerin Türkiye düşmanları tarafından kasıtlı olarak böyle oluşturulduğunu söylemesin, çok komik hatta çok aptalca olur.

Bir düşünün, mesela futbolde küresel sıralamamız böyle olsa, Milli Takımın, Avrupa kupalarında hep nal toplayacak üç büyüklerin teknik direktörleri, hatta TFF (Türkiye Futbol Federasyonu) Başkanı görevlerinde kalabilirler mi?

Hemen değiştirilirler ve yeni arayışlara girilir.

Peki, hukukta durumumuz bu kadar feci iken neden hukuk tercihlerimizde, hukuk politikalarımızda yeni arayışlara, yeni yönelimlere girmeme konusunda bu kadar ısrarlıyız?

Sayın Adalet Bakanı, hukuk endeks sıralamalarında bu içler acısı, ülkeyi utanç içinde bırakması gereken bu durum için ne diyorsunuz?

Aradan seneler geçip sizler de emeklilik dönemlerinizi yaşarken bu sıralamaları birileri önünüze getirse, sizin sorumluluk aldığınız dönemlerde durumum(n)uz bu imiş dediğinde ne cevap vereceksiniz?

Üzülmeyecek misiniz?

Sorumluluğu daha büyüklere mi atacaksınız?

Birer hukuk faciası mahkeme kararlarının altında imzaları olan hâkimler ne yapacaklar?

Toplumsal konularla futbol arasında mantıksal ilişki kurulmasını severim.

Hukukta yaşadığımız durum aslında İngiltere’den, deplasmanda bile değil, sekiz gol yediğimiz dönemlere çok benziyor.

Ancak, bu hezimet (8-0) sonrası iki farklı öneri üretildi futbol dünyasında.

Birincisi rezil olmamak için futbol takımlarımızı, Milli Takım dahil, Edirne’nin batısına geçirmemek idi. (moda tabiriyle izolasyon)

İkincisi ise futbolde hem zihniyet hem teknik kadro olarak dışa açılma idi; Jupp Derwall bu tercihin simgesi oldu.

Allah’tan ikinci tercih galebe çaldı, GS Avrupa kupası getirdi, Milli Takım Dünya üçüncüsü oldu.

Hukukta da çok ama çok acil bir dışa açılmaya ihtiyacımız var.

Nasıl mı?

Tam üyelik müzakereleri yaptığımız Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin hukuk kriterleri belli.

Türkiye’nin hukukta yeni bir Jupp Derwall atılımına ihtiyacı var.

Aksi durumda, sonuçlar bugünden öngörülemeyecek kadar vahim olacaktır, bizden uyarması, önermesi.

Unutmayalım, futbol hukuk değil, futbol hezimetlerinde, şerefli mağlubiyetlerde insanların hayatları, gelecekleri söz konusu değildi; hukukta ise insan hayatları söz konusu.

Futbolde şerefli mağlubiyetlerin hukuk hesabı sorulmaz ama yerli ve milli hukuk skandallarının hesabı mutlaka yine hukuk içinde sorulacaktır.

  • Abone ol