Türkiye’de köşe yazarı olmak hem kolay hem çok zor.

Kolay yanı yazı konularının üzerinize çığ gibi gelmesi.
Zor yanı ise bu çığ nedeniyle aklınıza takılan ve sizin önemsediğiniz bazı konuların hep ertelenmesi.

Bugün ABD’de yeni yayınlanan bir kitap, “How Innovation Works; Matt Ridley” hakkında yazmak istiyordum; kitabın ana teması innovasyon, yaratıcılık, yenilik ve özgürlük ilişkisi.
Ancak, sabah gazetelere bakarken öyle haberler görüyorsunuz ki, ABD’de yeni çıkan bir kitaptan bahsetmek lüks kaçar yanlış fikri aklınıza takılıyor.

xxx

Türkiye bir eski dizi ismi gibi: Yalan Rüzgarı (The Young and the Restless); bu dizi ABD yapımı bir pembe dizi, dizinin ismi bize uyuyor ama bizdeki durum pek pembe dizi içeriği gibi değil.

Türkiye’nin çok yakın geçmişinde belirleyici olabilecek olaylar mevcut; bunlardan biri Kürt meselesine çözüm arayışı için ortaya atılan çözüm süreci, bir diğeri ise 15 Temmuz meselesi.

Çözüm sürecini hatırlıyoruz, çok ümit verici bir biçimde başladı, çok karanlık bir tablo ile sonlandı; umarım çok da gecikmeden yeni bir çözüm süreci anayasal temellerden başlayarak ama iktidarda başka bir siyasi irade ile yeniden önümüze gelir.

Çözüm sürecinin sonunda karşımıza çıkan en karanlık tablo muhtemelen Diyarbakır-Sur’da yaşananlar, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi.

Ancak, bir de Urfa Ceylanpınar’da 22 Temmuz 2015 günü kaldıkları lojmanda öldürülen ve resmi olarak çözüm sürecinin noktalanması olarak sunulan iki genç polis meselesi var. 

Bu esrarengiz olayı ilk günden beri izliyorum, bu köşe yazısı kanımca olayı kronolojik olarak özetlemek için pek uygun değil ama okurlara naçiz önerim internetten Ceylanpınar cinayetlerini izlesinler, karşılarına çok şaşırtıcı, çok karanlık, çok bilinmeyenli, çok çapraşık bir manzara çıkacak.

Hükümet ilk gün iki genç polisin PKK tarafından öldürüldüklerini açıkladı, PKK tarafından da çelişkili açıklamalar geldi, önce kendilerine kurumsal olarak bağlı olmayan bir örgütün işi bu dediler, sonra bu cinayetle Kürt hareketinin hiçbir ilişkisi yok dediler, vs.. 

Mahkeme süreci gerçekten çok ilginç geçti, çok ama çok çelişkili ifadeler sunuldu; konuyla ilgili detaylı bilgi internette var ama Artı Gerçek internet sitesinden Ayşe Yıldırım’ın eski yazılarını tarayın, en derli toplu bilgileri orada bulabilirsiniz, Ayşe bu konuda çok sayıda harika yazı yayınladı.

Bu Ceylanpınar cinayetleri en küçük ayrıntısına kadar aydınlatılmadığı, vatandaşların kafasındaki istifham tamamen dağıtılmadığı süreci bu süreç AKP iktidarı için ağır bir sorun, vahim bir töhmet olarak yaşayacak.

Bugün (dün) Karar gazetesinde çıkan bir haber meselenin geldiği çapraşıklığı çok ama çok iyi anlatıyordu, ilgilenen okurlara tavsiye edebilirim.

Suruç katliamı, Ankara Garı katliamı, Ceylanpınar cinayetleri hep 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanmış ve bu dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu; Davutoğlu bu esrarengiz (!) olaylar hakkında açıklamalar yapmadan yeni bir partinin başkanı olarak nasıl yeni bir siyasi start yapabiliyor, şayan-ı hayret bir konu. 

Ceylanpınar 2015 meselesi hakkında devlet içinde, istihbarat kuruluşları içinde muhtemelen çok şey bilenler vardır.

Bu Ceylanpınar meselesi çok önemli ve kanımca 15 Temmuz 2016 olayı ile de ilintili diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz’un hemen ertesi günü çok önemli bir istihbarat eksikliğinden bahsetti ama istihbarat teşkilatı içinde bu tür bir zafiyete tekabül edecek bir görevden alma yaşanmadı.

Bu “görevden almama” durumunun bir açıklaması aslında istihbaratın 15 Temmuz öncesi görevini yaptığı ve siyasi otoriteyi zamanında bilgilendirdiği biçiminde olabilir (kontrollü darbe?).

Ama bir başka açıklaması da Ceylanpınar olayına yani çözüm sürecinin yürütme tarafından sonlandırılmasına ilişkin devletin bir yerlerinde Alfred Hitchcock’un ünlü filmini “A man who knew too much-Çok şey bilen adam” düşündüren adamların mevcudiyeti.

Bu güzel filmin müziği de manidar: Que sera sera (Whatever will be, will be).

Yalan Rüzgarı dizisinden girdik, Hitchcock’un filminden çıktık.

Yazıyı burada noktalayayım izninizle.

  • Abone ol