Yolsuzluk meselesi her açıdan önemli ve zararlı.

Yolsuzluk süreçlerinin yaygınlaştığı ve kamunun gerekli yasal müeyyideleri getiremediği yerlerde hem ahlaki çöküntü yaşanıyor hem de ekonomik etkinlik büyük ölçüde zedeleniyor çünkü insanların bir bölümü cezalandırılmayan yolsuzlukları gözlemledikleri ölçüde yasal piyasa süreçleri dışında para ve servet kazanmaya kalkışıyorlar ve bu durum da ekonomide etkinsizlik yaratıyor ve çöküntü getiriyor.

Her ülkede, yolsuzlukların müeyyidelere daha çok tabi olduğu ülkelerde de yolsuzluklar var ama bu ülkelerde hem yolsuzluk yapanın yanına kar kalmıyor büyük ölçüde hem de kamuoyu yolsuzluklara, vergi kaçaklarına duyarlı.

Bu önemli duyarlılık sadece ahlaki gelişmişlikle açıklanabilecek bir konu değil herhalde; toplum muhtemelen biraz bilgi biraz da sezgi ile yolsuzluk süreçlerinin arttığı ortamlarda genel refah düzeyinin düşeceğinin farkında; işin ucunun kendisine dokunacağını sezen, gören vatandaş hukuken, siyaseten yolsuzluklara tepki veriyor.

Türkiye ise ilginç bir yer.

Türkiye’de yolsuzluklar gelişmiş piyasa ekonomilerine oranla mukayese edilemeyecek kadar fazla; Türkiye’nin yerli ve milli yolsuzluk süreçlerinin gelişmiş piyasa ekonomilerinde yaşanan yolsuzluk süreçlerinden temel farkı bizim yolsuzluk modellerimizin çok ağırlıklı olarak devlet eksenli yasal süreçlerde yaşanması.

Kamu ihalelerinin önemli bir bölümü, devlet teşviklerinin yine önemli bir bölümü yasal bir çerçeve içinde ama yolsuzluk içererek yaşanıyor; Türkiye’de yasal ama etik olmayan süreçler de yolsuzluk kapsamında değerlendirilmeli.

Türkiye’de AKP hükümetlerinde önce senelerce Ulaştırma Bakanlığı sonra da Başbakanlık yapmış Sayın Binali Yıldırım’ın oğlunun taşımacılık işinde kullandığı gemilerini sattığı haberleri yansıdı basına.

Sayın Cumhurbaşkanının ülke dışında yaşayan oğlunun da gemicikle başlayan taşımacılık işini büyüttüğünü, yeni gemiler satın aldığını öğreniyoruz yine basından.

Ne Sayın Cumhurbaşkanının oğlunun ne de Sayın Binali Yıldırım’ın oğlunun yasadışı işlere girdiğini, mesela vergi kaçırdığını, usulsüz krediler kullandığını falan asla iddia etmem, edemem çünkü elimde bir bilgi, belge yok; zaten akıllı gençler olduklarına kuşku yok, babaları Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan iken yasa dışı işlere girmezler muhtemelen. 

Ancak, siz de bu işte bir tuhaflık, en azından etik bir sıkıntı olduğunu yasal yolsuzluk kavramından bağımsız olarak muhtemelen görüyorsunuzdur.

Baba Ulaştırma Bakanı iken oğlunun ulaştırma filosu kurması ve böyle bir iş yapması, tümüyle yasal süreçler içinde de olsa, nasıl bir anlayıştır, bunu düşünmek sorgulamak gerekir.

Bu soruya “her şey yasal çerçevede işlemektedir” diye cevap vermenin de bir anlamı da yoktur kanımca çünkü mesele yasallık düzeyinde değil meşruiyet, ahlak düzeylerindedir.

Ancak, kanımca meselenin en önemli, en büyük boyutu başkadır.

Bir başbakanın (Erdoğan Başbakan iken) oğlu ile ilgili bir soruya “gemi değil gemicik” yanıtı vermesinin, etik bazda çok sıkıntılı olduğu açıktır, siyasi bir sonucu olmamaktadır ülkemizde.

Binali Yıldırım’ın (eski Ulaştırma Bakanı) İstanbul seçimlerinde büyük bir yenilgiye uğramasının nedeni de oğlunun ulaştırma işi yapması değil, başka bir dizi faktördür.

Seçmen yolsuzluk ya da etik boşluk meselelerine neden bu kadar duyarsızdır?

Bu sorunun düzgün ve nitelikli bir yanıtı üretilmeden Türkiye’de siyasi süreçlerin analizi hep sıkıntılı olacaktır.

Bir ihtimal siyasi sınıf ile seçmen arasında örtük, zımni bir geleneksel sözleşmenin varlığıdır; siyasi sınıf seçmenin küçük yolsuzluklarına, kayıtdışı ekonomi (toplam ekonominin yüzde otuzu dolayındadır), vergi ödememe, hazine arazisini işgal, kaçak elektrik gibi, göz yumacaktır, seçmen de siyasi sınıfın daha büyük çapta yolsuzluklarına; sen benim sırtımı kaşı, ben seninkini.

Başka ihtimaller de vardır ama bunlara girmek istemiyorum, daha da sevimsizler çünkü.

Ancak, benim ihtimallerimden bağımsız olarak ortada gerçek bir “yolsuzlukla siyasi düzeyde seçmenin çok ilgilenmediği” tespiti vardır ve bu tespit doğrudur.

Muhalefet de (İmamoğlu-Yıldırım çekişmesini hatırlayın) mesela aday olan eski Ulaştırma Bakanının oğlunun ulaştırma işi yapması meselesine pek girmemiştir.

Bunun da iki açıklaması olabilir:

1-Muhalefet seçmenin yolsuzluk meselesine pek kulak asmadığını görmektedir.
2-Muhalefet de yarın iktidar olacaktır ya da elinde bulundurduğu yerel iktidarlarda da benzer sorunlar yaşanmaktadır.

Yolsuzluk meselesinin kendisi zaten yeterince ahlaki ve iktisadi etkinlik açısından sıkıntılıdır ama daha büyük sıkıntı da seçmenin bir dizi nedenden bu konuya girilmesinden hoşlaşmamasıdır.

  • Abone ol