Türkiye bir AB ülkesi ile, Yunanistan, Kıbrıs ya da başkası önemli değil, sıcak çatışmaya girerse, bir Yunan adasını işgale kalkarsa, böyle talepler Türkiye’de dile getirilebiliyor, AB uygulayacağı yaptırımlarla canımızı çok yakabilir.

Şunu da görüyorum, taç giyen baş akıllanır denir ya, Erdoğan ve bakanları, AKP sözcü(sü)leri mangalda kül bırakmıyor(lar) ama arka planda işleri basında gördüğümüz kraldan çok daha kralcı AKP’lilere, bazı emekli paşalara oranla daha uyumlu götürmeye çalışıyorlar, Trump ile yapılan bir telefon görüşmesi sonrası üslubun nasıl değiştiğini gördük.

Ben geleyim yine AB yaptırım meselesine.

AB bir AB ülkesi ile yaşanacak bir sıcak çatışma sonrası muhtemelen bir tedrici yaptırım politikası uygulayacak ama bunların hepsi çerez.

Esas büyük mesele arkadan gelebilir.

Türkiye’nin temel hak ve özgürlükler konusunda bu kadar gerilemesi sonucunda zaten çok azaltılmış “Katılım öncesi mali ortaklık” üzerinden alacağımız mali destek çerez niteliğinde.

Avrupa Yatırım Bankası kaynaklı kredilerin tümüyle kesilmesi söz konusu olabilir ama krediler de Türkiye ekonomisi için yine çerez hacminde.

Bir havacılık antlaşması muhtemel, bu antlaşma uygulanmaz ama maliyeti yine çok büyük ölçüde belirleyici olmaz.

Ama arkada devasa bir gümrük birliği var.

Bazı cahillerin ve üstün zekalıların aksi iddialarına rağmen bu eksik, reforme edilmemiş haliyle bile gümrük birliği çok büyük ölçüde Türkiye’nin çok lehine işleyen bir süreç, Türkiye’ye getirisi çok büyük.

Gümrük birliği süreci AB’nin de kuşkusuz lehine ama dev AB ekonomisi içinde bu getiri AB için çok belirleyici değil iken Türkiye için çok belirleyici.

Kimse darılmasın, gümrük birliği süreci dışına atılan bir Türkiye ekonomide elli sene geri gider.

Türkiye’nin milli geliri 700 milyar dolara inmiş durumda (nüfus 83 milyon).

İngiltere sonrası 27 ülkeli AB’nin toplam geliri ise 19 trilyon dolar dolayında (nüfus beş yüz milyon); bir bölün, çarpın kişi başına gelir farkını görün.

Büyüklükleri yuvarlayarak vereceğim, Türkiye’nin 2019 dış ticaret hacmi (ihracat artı ithalat) yaklaşık üç yüz seksen (380) milyar dolar; malum nedenlerden 2020 verilerine girmiyorum.

Türkiye senede iki yüz milyar dolar ihracat, 180 milyar dolar ithalat yapıyor (2019).

200 milyar dolarlık toplam ihracatımızın yüzde ellisi AB ülkelerine.

Toplam ithalatımızın da yaklaşık yüzde kırkı AB’den.

Ancak, burada anahtar kavram dış ticaret büyüklükleri kadar dış ticarete konu olan malların kompozisyonu.

Türkiye’nin AB’ye ihraç ettiği malların yüzde 75’i tüketim malları

Türkiye’nin AB’den ithal ettiği malların da yine yüzde yetmiş beşi yatırım malları ve ara mallar.

Gümrük birliği bir nedenden askıya alınırsa AB ülkeleri yine aynı yatırım mallarına bize sıfır gümrükle satarlar, yatırım malları üzerine gümrük vergisi koyacak ya da eş etkili tedbirler alacak değiliz herhalde.

Ancak, gümrük birliği askıya alındığında AB’ye ihraç ettiğimiz tüketim malları (yetmiş milyar dolar) üzerine vergiler gelir, ihracatımız tıkanabilir ya da AB ülkeleri bizden aldıkları tüketim mallarını çok kolaylıkla Çin’den, Japonya’dan, ABD’den alabilirler.

Bu durumdan da Türkiye çok ağır bir darbe alır.

AB de bu durumdan olumsuz etkilenir mi?

Evet ama çok marjinal düzeyde.

AB’nin dış ticaret hacmi yaklaşık beş trilyon dolar ve bu tutar ihracat ve ithalat arasında yarı yarıya ayrışıyorlar.

Türkiye’nin AB ile olan dış ticaretinin (tersi de muhasebe anlamında aynı doğal olarak), 170 milyar dolar dolayında, AB’nin toplam dış ticaret hacmi içinde yüzde dördün altındadır (%3.5).

Türkiye’nin ise AB ile gerçekleştirdiği dış ticaret toplam dış ticaret hacminin yüzde 45’i kadardır.

Her türlü değer yargısını bir kenara bırakalım, gümrük birliği sürecinin askıya alınması bizim dış ticaretimizi yüzde 45 oranında, AB’nin ise yüzde üç buçuk dolayında ilgilendiriyor. 

Bu manzarayı ortaya dökmeden “gümrük birliğinden çıkalım” ya da “gümrük birliğinden çıkmak daha çok AB’yi zora sokar” demek nasıl bir zekadır (!) takdirlerinize bırakırım.

İnşallah gerçekleşmez ama AB tarafından gelebilecek en büyük yaptırım gümrük birliğini askıya almaktır.

Buna hazır mıyız?

AB’ye yaptığımız doksan milyar dolarlık ihracatın zora girmesine hazır mıyız? 

AB’nin yaptırımlar uyguladığı bir Türkiye’nin, üstelik AKP politikaları egemen içeride, hukuk, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakları ayaklar altında, Türkiye’nin kısa ve orta vadede muhtaç olduğu doğrudan yabancı sermaye yatırımları adeta sıfırlanır, sadece Katar Emiri'nin annesi Trakya’da arsa alır.

Uzun vadede en büyük maliyet de budur.

Lütfen biraz daha akl-ı selim.

  • Abone ol