Kulağa çok hoş geliyor değil mi?

İşittiğinizde sanki kimsenin aksini söylemeyeceği, söyleyemeyeceği bir laf gibi duruyor.

Ama acaba bu ifade aksi söylenemeyecek kadar doğru bir ifade mi? 

Akşamları ekranlara arz-ı endam eden kimi profesörler, kimi eski diplomatlar, kimi emekli askerler, kimi gazeteciler ve siyasiler sürekli olarak bu “İçeride milli meselelerde hep birlikte davranacağız.” üzerinde çok kafa yorulmamış formülünü tekrarlayıp duruyorlar.

Oysa, meseleye başka bir açıdan da bakılabilir.

2020 dünyasına baktığınızda hem kişi başına gelir (refah), hem hukuk devleti endeks sıralamasında (özgürlük) en yukarılarda olan ülkeler ifade özgürlüğü alanında en ileri ülkeler.

İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü (düşünce üretilen bir kavramdır ve bu üretim için önce özgür bir fikir piyasası gerekir, bu açıdan düşünce özgürlüğü düşünceyi ifade özgürlüğünden daha önemlidir) bir ülkenin gelişimi için çok önemlidir.

Bu saptamamın gerçekliğini görmek için dünya haritasına bir bakmak yeter.

Sekiz milyarlık dünya nüfusu içinde sadece sekiz yüz elli milyonluk bir nüfusa tekabül eden (yaklaşık yüzde on iki) ABD artı Avrupa Birliği küresel katma değer üretiminin yaklaşık yüzde ellisini gerçekleştirmektedirler.

Bu orantısız gibi gözüken durumun aslında temel nedeni bu ülkeler grubunun (ABD artı AB) ortalama yüksek büyüme oranları ve bu büyümeyi sağlayan hukuk devleti (özgürlükler) ortamıdır.

Bu uzun girizgahı neden yaptım?

“Mavi Vatan” ve Doğu Akdeniz tartışmaları ile birlikte resmi tezleri savunanlarda, en doğal haklarıdır, şöyle bir söylem geliştirme merakı başladı: “Bütün toplum bu tezlerin arkasında durmalıdır, herkes resmi görüşün arkasında sıralanmalı”.

Aslında hiç de yeni bir söyle değil bu ama belki de gençler ilk kez karşılaşıyorlardır. 

Bu bakışı da anlıyorum ama ideoloji ötesinde bir sorun barındırıyor içinde.

Mesele sadece “resmi tezin arkasında sıralanmanın” ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü” açılarından ürettiği sorunlardan ibaret değil.

Toplumun bütünü için ifade özgürlüğü sıkıntısını aşan bir boyutu dahi var.

Bütün toplumun, bütün unsurlarıyla, sivil toplum, üniversiteler, bağımsız düşünce kurumları, vs. resmi görüşün arkasında sıralanması durumunda bu resmi görüşün bir nedenden, bir konjonktürde sıkıntıya düşmesi, aksaması durumunda ne olacak?

Toplum resmi görüşü üreten unsurları dışında bu konularda fikir geliştiremez ise resmi görüşün başarısız olması durumunda ortaya nasıl bir çaresizlik çıkabilir?

Denebilir ki, bu günkü resmi görüşü üreten unsurlar zaten B, C, D planlarını da üretiyorlar.

Ancak, A, B, C, D planları aynı yerlerden üretilmiş ise, sonuç olarak büyük benzerlikler taşıması kaçınılmaz değil midir?

Toplumun tüm unsurlarının konunun önemi ne olursa olsun özgürce fikir üretip alternatifler oluşturmuş olması daha iyi bir çözüm değil mi?

Alternatif görüşlerin üretimine “ihanet-i vataniye” diyenlerin meseleye biraz da bu gözle bakması gerekmez mi?

Gelelim yazımın baş tarafına.

Acaba fikir üretme ve açıklama özgürlüğü çok gelişmiş olan ABD ve AB’nin bugün dünyanın en zengin, en gelişmiş kesimlerini oluşturuyor olmasının altında bu mu yatıyor?

Her lafa “herkes arkamızda sıralansın” diye yaklaşanlar bunu akıl edemiyorlar mı?

Yoksa, fikir özgürlüğü ortamında söylediklerinin ne kadar gerçeklerden, dünyadan kopuk oldukları anlaşılmasın diye mi böyle davranıyorlar?

  • Abone ol