Ne alakası var, nasıl bir benzerlik, ikisi de ayrı dünyaların insanları diyebilirsiniz.

Erdoğan malum, yerlici ve millici (milli etimolojik olarak dini demektir) yani milliyetçi ve siyasi İslamcı.

Paşinyan ise batıcı, Avrupacı bir liberal demokrat (en azından iddiası bu).

Bu iki profilin siyasette nesi benziyor?

Kaderleri benziyor ve benzeyecek.

Her ikisi de nihai analizde Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar ya da satmak istiyorlar.

Paşinyan’dan başlayalım.

Ermenistan 1990’a kadar Sovyetler Birliği içinde bir yer.

1989-1990’da Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Ermenistan da bağımsızlığını kazanıyor, zamanla da Avrupa Konseyi üyesi bir ülke oluyor.

Avrupa kıtasındaki başka Varşova Paktı üyeleri NATO’ya başvurdular, AB üyesi oldular ama durum Ermenistan için aynı değil, Avrupa Konseyi üyeliği dışında (Rusya da üye) hâlâ büyük ölçüde Moskova’nın askeri ve siyasi vesayet ve velayeti altında; Azerbaycan için de durum pek farklı değil, baba ve oğul Aliyev’lerin çizgileri ortada.

Bu gerçeği kabullenmek Ermenistan ve Azerbaycan için kolay değil ama durum pek değişmiyor.

Üstelik bölge, genel olarak Kafkaslar ama Azerbaycan ve Ermenistan en başta, enerji üretimi ya da enerji hatları ülkeleri.

Bu bölgede devletlerin manevra alanları var ama emin olun “bir yere kadar.”

Paşinyan bu anlamda yukarıdaki cümledeki “bir yere kadar” sınırını siyaseten galiba biraz zorladı, batı ile olan ilişkileri ya da ilişki çabaları Rusya’nın müsamaha sınırını aştı.

Dün (9 Kasım) yapılan ateşkes antlaşması galiba bu had aşımının bir neticesi, Paşinyan cezalandırılıyor, ilk seçimlere katılır mı bilmiyorum ama Rusya’nın kestiği bu ceza sonrası katılabilse bile seçimlerden galip çıkması, koltuğunu koruması artık adeta imkânsız.

İçinde bulunduğun siyasal bloğun dışına çıkabilecek fiili (askeri-ekonomik?) gücün yoksa Paşinyan’ın kaderini paylaşmak galiba kaçınılmaz.

Gelelim Erdoğan’a.

Türkiye ve Ermenistan pek benzeşmiyorlar.

Erdoğan da Paşinyan’a benzemez.

ABD ve AB de Rusya değiller.

Biden, Macron, Merkel de Putin değiller.

Ama daha büyük bir formatta büyük bir benzerlik söz konusu.  

Erdoğan Türkiye’si yaklaşık sekiz, dokuz senedir tedricen ama emin adımlarla batı değerlerinden sapıyor.

Batı değerlerinden hızla sapan Erdoğan Türkiye’si ise şimdilik batı kurumsal yapısı içinde, NATO üyesi, Avrupa Konseyi üyesi, AB ile müzakere süreci (!!!) içinde, AİHM’in yargı yetkisini tanıyor.

Ben buna büyük uyumsuzluk adı veriyorum çünkü hızla değişen değerler kümesi ile bu kurumsal aidiyet çelişiyorlar.

Türkiye bu gidişle mantıklı olarak ya batı kurumlarını, mesela NATO, terk edecek ya da kendini attırmak isteyecek.

Çok açıktır, NATO üyeliği ve S-400 alımı çelişen konulardır.

Batı (ABD artı AB) bu süreçte nasıl davranacaktır?

Türkiye hükümeti neden Biden’ın Başkan seçilmesine bu kadar mesafeli durmaktadır?

Trump gibi birine, kendisinden yediği hakaretlere rağmen, neden bu kadar prim vermiştir?

Rusya Paşinyan’a cezayı 28 senelik Dağlık Karabağ meselesini batıya yönelik yakınlığını çok açık eden Paşinyan döneminde keserek Paşinyan’ın siyasi yaşamının geleceğini çok zora sokmuştur.

Umarım Erdoğan’a cezayı da yabancı devletler değil de Türkiye’nin kurumları (muhalefet, TBMM, yüksek yargı, üniversiteler, sivil toplum, en önemlisi seçmen) keserler ve ilk seçimlerde Erdoğan’ı siyaset sahnesi dışına atarlar.

Ancak, Türkiye de batı (ABD, İngiltere, AB) için çok önemli bir ülke.

Türkiye’yi Cumhuriyet tarihi boyunca ait olduğu Batı'dan koparmak çok da kolay değildir, üstelik bu demokrasiyi feda etmek için yapılıyorsa anlamlı da değildir.

Ayrıca da içinde bulunulan bloklarla ilişkiler açısından da yönetimdekilerin bireysel çıkarlar nedeniyle oluşturacakları ve oluşturdukları siyaset zorlar sonunda bizleri ve ''Müslüman Mahallesinde salyangoz satmak'' durumuna düşürülebilir.

  • Abone ol