Bu hafta ve önümüzdeki bir, iki hafta Türkiye ekonomisine ilişkin genel değerlendirmelerimi okurlarla paylaşmak niyetindeyim.

Müsaadenizle biraz kuramsal konulardan bahsederek, çok da uzatmadan, gireceğim konulara.

İktisat politikası ifadesinin iktisat dünyasında yaygınlaşması, teorik destek bulması biraz da ünlü İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes (1883-1946) ile birlikte oluyor.

Çok önemli bir başka ama Keynes’den daha az ünlü İngiliz iktisatçı daha var, Sir John Richard Hicks (1904-1989).

20. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış ve hatta hala yazılan makroekonomi kitapları ne Keynesci ne de neoklasik kitaplardır, yaklaşık tüm makroekonomi ders kitapları Hicks’ci kitaplardır, temelinde de Hicks’in ünlü “Mr. Keynes ve Klasikler” (Mr. Keynes and the Classics,1937) makalesi vardır, orijinal kaynaklar okuma geleneğinin kaybolduğu bu günlerde tüm genç iktisatçı kardeşlerime, özellikle makroiktisat konularına ilgi duyanlara hararetle öneririm; Hicks aynı zamanda tüm  makroekonomi kitaplarının temelini oluşturan IS-LM analizlerinin de babasıdır.

Hicks’e Keynes’in çok ünlü ve çok önemli “Genel Teori” kitabı üzerine görüşleri sorulduğunda şu yanıtı verir: “Kitabın içinde yazılanların tümüne yüzde yüz katılıyorum, katılmadığım sadece kitabın ismi, bu kitap bir genel teori değil, özel bir konjonktüre ilişkin çok başarılı bir kitaptır, keşke adı özel teori olsaydı”.

Hicks’in bu değerlendirmesi benim de Keynesci iktisada bakışımı çok büyük ölçüde belirlemiş bir değerlendirmedir.

Hicks’in bu değerlendirmesinde muradı Keynes’in teorisinin dünya ve ülke ekonomisinde büyük dengesizliklerin (disequilibrium) yaşandığı döneme ilişkin çok etkin bir reçete olduğu ama olağan zamanlarda çok da anlamlı olmadığı yönündedir; ekonomi politiğe bakışınıza göre kapitalist ekonomiler için dengesizliğin yapısal ve daimi bir mesele olduğunu düşünüyorsanız, o zaman Sir J.R. Hicks’in bu bakışının sizin için çok bir anlamı olmayabilir.

Dünya bu günlerde çok ağır bir pandemi krizinden geçiyor, ekonomiler çok yoğun ve olumsuz etkileniyorlar, bu konjonktürde Keynesci reçeteler çok doğru olarak yine gündemde, 2008 küresel krizi de yine Keynesci politikalarla atlatıldı ya da hafifletildi, bunu da hatırlayalım. Hicks’in ifadesiyle özel bir teori gerekli şimdi, 2008’de de gerekli idi ama umarım Türkiye ve dünya tekrar normale, daha dengeli günlerine bir an önce döner. 

Bu uzun gibi duran girişten sonra gelelim Türkiye ekonomisine ve özellikle geleneksel iktisat politikaları konusuna.

Klasik iktisat politikaları ifadesinde “geleneksel” kelimesini özenle seçtim çünkü artık kanımca iktisat politikası deyince geleneksel maliye ve para politikalarından başka tür iktisat politikaları gündeme geldi, değineceğim.

Bu satırların yazarı olağan zamanlarda geleneksel iktisat politikalarında çok net bir biçimde politikasızlıktan yana; başka bir ifade ile politikasızlık tabirini olumsuz anlamda kullanmıyorum.

Merkez Bankası bağımsızlığını hararetle savunuyorum, merkez bankalarının yegane hedefinin sıfır ya da sıfıra yakın enflasyon olduğunu düşünüyorum; merkez bankalarının büyüme ve istihdam konularında amacı sıfır enflasyon ortamı ile etkinliğe katkı yapmak olmalıdır, faiz ve para miktarı sadece bu hedefe, enflasyonsuz ekonomi, yönelik kullanılmalıdır.

Maliye politikaları konusunda da mali kural ilkesinden (bütçe açıklarının üst sınırının yasa ile ya da tercihen anayasa ile belirlenmesi) yanayım.

Türkiye’nin AB tam üyeliğinin ülkemiz için kısa ve orta vadede yegane çıkış yolu olduğunu savunuyorum, altında bir çok neden var ama bir tanesi de AB’nin Avrupa merkez bankacılığı ile ulusal merkez bankalarını büyük ölçüde etkisizleştirmesi yani ulusal para politikalarını bir anlamda sonlandırması, Maastricht Antlaşması ile de bütçe açıklarına ve kamu borç yüküne üst sınırlar getirmesi; bu iki faktör beraber ele alındığında geleneksel iktisat politikalarının olağan zamanlarda bitmesi anlamına geliyor (idi).

Geleneksel olmayan iki yeni iktisat politikası aleti var şimdi elimizde, biri evrensel düzeyde hukuk devleti ilkeleri, ikincisi ise çok nitelikli eğitim-öğretim kalitesi.

Sürdürülebilir büyümeyi artık maliye ve para politikaları ile değil, çok nitelikli eğitim ve evrensel hukuk devleti ilkeleri ile yakalayacağız, başka çaresi yok.

Hukuk devleti için ise hukuk devleti politikası tabirini kullanmıyorum çünkü evrensel hukuk devleti ilkelerinin alternatifi, dolayısıyla da politikası olmaz.

Evrensel hukuk devleti ilkeleri artık çağımızda bir kaynak dağılım mekanizması rolü görüyor çünkü tasarruf fazlalarının küresel dağılımını faizler, kurlardan ziyade hukuk belirliyor.

Meselenin bütçe yani siyasi, yani hukuki yani gelir bölüşümü yanını haftaya tartışmak istiyorum.

  • Abone ol