Türkiye’de hukuk ihlalleri tavan yapınca çok kişiden “Türkiye artık bir kanun devleti oldu ne yazık ki” itirazlarını, şikâyetlerini duyuyoruz.

Hukuk devleti bir devletin tüm yasal çerçevesinin (Uluslararası sözleşmeler, anayasa, yasalar, KHK’lar, yönetmelikler, tüzükler, vs.) ve tüm tasarruflarının önce evrensel hukuk ilkelerine, sonra da anayasaya uygunluğu demek. 

Kanun devleti ise bir ülkede devlet tasarruflarının evrensel hukuk ilkelerine dayanmasa bile anayasaya, yasalara uygunluğu demek.

Türkiye’nin bir hukuk devleti değil de bir kanun devleti olduğunu söyleyenlerin muradı aslında devlet tasarruflarının (yasalar, uygulamalar) artık hukuk devleti standartlarında olmadığına, sadece temelleri evrensel hukuk ilkelerine dayalı olmayan anayasaya, yasalara dayandırıldığı.

Ben de bu demokratik gibi duran itiraza, şikâyete çok gülüyorum.

Türkiye artık baştan aşağıya bir kanun devleti bile değildir.

Muhtemelen hiç de olmamıştır ama durum son senelerde eskilere oranla çok daha kötüleşmiştir.

Türkiye keşke, evrensel hukuka dayalı olmaktan vazgeçtim, bir kanun devleti olabilse.

Kanun devleti kavramını çok da hafife almayalım zira kanun devleti aşamasından geçmeden hukuk devleti olan bir ülke tarihte yoktur. 

Bırakın siyasi konuları bir yana, vatandaş daha trafik kurallarına bile uymamaktadır, yani trafik kanunu bile hikâye olmuştur. 

Trafik kanununa, kurallarına uyulmayan bir hukuk devleti, hatta kanun devleti gösteremezsiniz.

Çocukluğumuz Almanya’da geç saatlerde yol boşken bile kırmızı ışıkta bekleyen arabalarla dalga geçenleri dinlemekle geçmiştir.

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi kararları bile uygulanmamaktadır.

Anayasa da nihayetinde bir kanundur, ana kanundur.

Anayasada sarih, tartışmaya kapalı hükme rağmen uygulanmayan Anayasa Mahkemesi kararları varsa birilerinin “Türkiye bir kanun devleti oldu” lafına çok gülerim.

Ortada GÜYA bir İhale Kanunu var, bir İhale Kurumu var ama ihalelerin yaklaşık tümü bu kanuna aykırı bir şekilde açılıyor ve sonuçlandırılıyor.

Vatandaş hatta parlamenterler Sayıştay raporlarına ulaşamıyor yani Sayıştay kanunu bile uygulanmıyor.

Anayasada ifade özgürlüğü var, basın özgürlüğü var ama hapishaneler ifade özgürlüğü suçundan (!!!) yatanlardan, gazetecilerden geçilmiyor.

Dahası da var. 

2013’e kadar kanunlar üç aşağı beş yukarı hukuka, anayasal ilkelere uygun gibi iken bugün bu bir ölçüde meşru kanunlar bile uygulanmıyorlar.

İşin vahim tarafı artık mesele meşru kanunların bile uygulanmaması aşamasını da geçmiştir, özellikle 2016 ile birlikte üretilen başta KHK’lar, kanunlar büyük ölçüde hem hukuka hem Anayasaya aykırıdırlar.

Anayasa Mahkemesi kendi içtihadını görmezden gelerek KHK’ları hukuka, Anayasaya uygun görebilmiştir.

Devlet kendi Anayasasının 90. Maddesini tamamen görmezden gelmektedir. 

Türkiye devletinin artık bir hukuk devleti olmadığı aşikârdır.

Ancak, Türkiye’nin bir kanun devleti bile olmadığı gerçeği de ortadadır. 

Bu da çok yeni bir mesele değildir, işler son yirmi senede bozuldu diyenler, gençler 12 Mart günlerinde hukuk profesörü rahmetli Başbakan Nihat Erim’in adının neden “şalcı Nihat Erim’e” çıktığını da bir zahmet internetten ya da dönemin kitaplarından öğreniversinler. 

  • Abone ol