“Milli mesele” konusu adeta bir çığırtkanın ağzında açık arttırmaya çıkmış gibidir günümüzde.

Her önüne gelen kendi tercihlerini, kendi çıkarlarını topluma milli mesele olarak sunmakta, adeta dayatmaktadır.

Bu kervanın başını hiç kuşkusuz Cumhur İttifakı çekmektedir ama onların içinde de MHP burun farkıyla öne geçmiş gibi görünmektedir. 

Ancak, Cumhur ittifakı bu çığırtkanlık yarışında yalnız değildir.

Cumhur İttifakı ve bileşenlerini yani AKP ve MHP’yi (artı BBP artı Vatan Partisi) yine burun farkıyla geriden gelerek CHP, İYİP, SP ve kendilerini sol olarak tanımlayan partiler gelmektedir.

Sol partilerle diğerleri arasındaki yegâne fark milli meselelerin farklılığıdır, yoksa öznel tercihleri milli mesele olarak adlandırma yanlışlığı ortaktır; belki sadece HDP, o da bir ölçüde, bu yanlışın dışında kalabilmektedir. 

Kimse zahmete girerek “milli mesele” ne demektir, tartışmamaktadır, tartışmak istememektedir.

Bu kavramı tartışmaya açtıkları zaman muhtemelen çok rahatsız olmaktan çekinmektedirler, başka bir ifade ile de “milli mesele” dedikleri konunun sadece “milli mesele” kılıfı altında kendi siyasi tercihleri olduğu gerçeğini saklamaya çalışmaktadırlar.

Ben okuduklarıma, öğrendiklerime istinaden bir “milli mesele” tanımı yapabilirim: “Bir kesimin, bir baskı grubunun hatta bir sosyal sınıfın kendi çıkarlarını medyayı, eğitim sistemini kullanarak toplumun (milletin) çıkarı olarak dayatmalarından başka bir şey değildir.”

Dış politika konuları milli mesele olamaz, demokrasilerde bir toplum ve temsilcisi partilerin dış konularda iktidarın arkasında sıralanmaları demokrasilerde kabul edilemez.

Güvenlik konuları da milli meseleler değildir.

Eğitim politikaları da milli meseleler değildirler.

Her demokratik ülkede dışişleri, savunma, eğitim bakanlıkları vardır.

Bakanlıklar farklı politikalar üretmek için vardırlar.

Bu nedenle dış politika, savunma konularında “sıkılmış yumruk gibi olacağız hepimiz !!!” gibi ifadeler hukuka da demokrasiye de aykırıdırlar. 

Farklı siyasi hareketlerin farklı dış politikalar, savunma politikaları, eğitim politikaları üretmek demokrasinin özüdür.

Hiç “milli mesele” yok mudur?

“Milli mesele” olarak tanımlanabilecek sadece iki konu geliyor aklıma.

Birincisi ülkenin bütününde egemen olacak evrensel standartlara hukuk devleti ilkeleri bütünüdür.

İkincisi de dünyayı bir felakete götürmeye aday çevre meseleleriyle etkin mücadeledir.

Evrensel hukuk devleti ilkeleri bütünü demek, yaşam hakkıdır, ifade özgürlüğüdür, bağımsız yargıdır, toplantı ve gösteri haklarıdır, eğitim hakkıdır, en genelinde de insan olmak demektir.

Bu açıdan da evrensel hukuk devleti ilkeleri bütünü gerçekten bir milli mesele gibi düşünülebilir çünkü olmaz ise ortada ne vatandaş ne de ülke kalır.

İkinci milli mesele de çevre meselesidir, muhtemelen bu konu üzerinde açıklamaya bile gerek yoktur artık. 

Ancak, evrensel hukuk devleti ilkeleri ve çevre meselesi bile çok büyük ölçüde milli mesele olmaktan çıkmaktadırlar çünkü artık bu iki konu da milli devletlerin ötesinde belirlenmektedirler.

Türkiye hukuk devleti konusunda büyük ölçüde Avrupa Konseyi ve AİHM çerçevesine bağlıdır, daha doğrusu bağlı olmalıdır.

Çevre konusunda da milli çözümün olmadığı açıktır.

Demokrasiye ve hukuka bağlı kişiler ağızlarına “milli mesele” lafını almadan sekiz kere düşünmelidirler.

  • Abone ol