Bu söylediklerimin, söyleyeceklerimin emin olunuz siyasetle bir alakası yok.

Konu sadece hukukla ilgili bir konu.

Ekranlardan duyduklarım, canlı yayınlarda kulaklarımla işittiklerim inanılır gibi değil.

Bu ifadeleri bizim köşedeki bakkalın çırağı söylese bile şaşırabilirim.

“Bizim bakkalın çırağı” diyorum çünkü bakkalımızın kendisinin böyle ifadeler kullanmayacağı kesin.

Siyasetçiler bazı kavramları abartabilirler, etkisi güçlü olsun diye bazı çok küçük yanlışlara bile bilerek imza atabilirler ama son bir haftada duyduklarım bu türden yanlışlar değil.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında siyaseten hiç hoşlaşmadığı, bunu da çok normal karşılıyorum, HDP Eş Genel Başkanı ve kaç senedir hapiste olan Selahattin Demirtaş için “terörist” ifadesini kullandı.

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu da TBMM’de yaptığı o harareti çok yüksek bütçe konuşmasında yine Selahattin Demirtaş için aynı ifadeyi, terörist ifadesini kullandı.

Ben de acaba bir yanlışım mı var diye konuya hâkim bir, iki tanıdığa sordum, bilgimi teyit edici şeyler söylediler, Selahattin Demirtaş hakkında bugüne dek kesinleşmiş bir yargı kararı yok.

Dünyanın bütün hukuk sistemleri, ceza hukuku kitapları da bu durumda bir kişi için “masumiyet karinesi” kavramını kullanıyorlar.

Başka bir ifade ile de bir kişi hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı yoksa sistem onu masum olarak görüyor, hukuk sistemlerinin gelişmişlik düzeyine göre de süresi değişen tutukluluk uygulamaları gerçekleşiyor.

Bizim hukuk sistemimiz artık çok az gelişmiş bir hukuk sistemi görüntüsü verdiği için de Demirtaş hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmaksızın hâlâ tutuklu yargılanıyor ama bu “terörist” ifadesi kullanımının bu konu ile bile alakası yok.

Cumhurbaşkanının ve İçişleri Bakanının en temel vazifelerinin başında vatandaşlarının hukuk güvenliklerini korumak geliyor.

Oysa, Sayın Cumhurbaşkanı, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan bir kişi hakkında ancak bir yargı merciinin verebileceği kararı istihsal ediyor ve Demirtaş’a terörist diyebiliyor.

Anayasanın 104. Maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirliyor ve daha ilk paragrafında şu ifade mevcut: “Cumhurbaşkanı Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Görebildiğim kadarıyla hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sayın Soylu çok vahim hukuk ve anayasa ihlalleri gerçekleştirmişlerdir.

Normal bir hukuk devletinde bu vahim hatadan sonra yapmaları gereken hemen istifa etmeleridir.

Bunu da yapmayacaklarını bildiğimiz için ülkemizin hukuk devleti düzeyini gösteren bu durum karşısında gerçekten ne diyebileceğimizi kestiremiyoruz. 

                                                                           XXX

JOHN LE CARRE

Dünyadan çok büyük bir edebiyatçı ve casus romanları yazarı geçti.

İngiliz yazar John le Carré dünyada yaklaşık altmış milyon casus romanı satmış bir yazar.

Kendisinin de gençlik yıllarında bu casusluk işine karıştığını biliyoruz.

Bu çok sıkıntılı günlerde, kafamızdan bu çok vahim hukuk ihlallerini biraz atmak istersek önereceğim bir John le Carré romanı okumaları.

Yazarı hiç okumamış olanlar varsa en klasik kitaplarından bir, ikisini, “Soğuktan gelen casus”, “Köstebek” gibi romanları öneririm.

Ben John le Carré’nin bugüne dek yazdığı her kitabı okumuş biri olarak kendimi çok zenginleşmiş hissediyorum. 

  • Abone ol