Türkiye çok kötü yönetiliyor.

Hatta, daha doğrusu hiç yönetilmiyor.

Son beş senede milli gelir bir trilyon dolardan 750 milyar dolara indi.

Kişi başına gelir dokuz bin doların altına düştü.

Hukuk devleti tamamen ayaklar altında.

Dış politikada her alanda başarısız bir yönetim söz konusu.

ABD ve AB’den yaptırım uygulanan bir ülke konumundayız ne yazık ki.

Millet bu pandemide açlıkla karşı karşıya iken beşli çete diye bilinen müteahhit çetesi aldığı her ihalenin bedeli kadar vergi indirimi de alıyor; başka bir ifade ile ihaleler kendilerine bedavaya veriliyor.

İnanılmaz bir yolsuzluk ve vicdan sorunu.

Ancak, bu çok kötü yönetimle beraber ele alındığında izaha muhtaç ölçüde yüksek oy oranı var Erdoğan ve AKP’nin.

Erdoğan bugün Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılsa yüzde elliyi yakalayamıyor ama yine de her türlü kötü yönetimin sorumlusu olarak kamuya yansıyan oy oranı çok yüksek.

Bugün seçim olsa ve İmamoğlu ya da Yavaş ile yarışsalar oyları kafa kafaya gözüküyor, çok ilginç bir durum.

Erdoğan dışında AKP diye bir parti ortada yok ama azımsanmayacak bir oy alabilecek gibi duruyor ilk TBMM seçimlerinde.

Bu durumun bir izahı olmalı.

Muhalefetin başarısızlığı bir açıklama olabilir ama bu yaklaşım beni çok da ikna etmiyor çünkü bu kadar büyük adaletsizliğin, vicdansızlığın hüküm sürdüğü bir ülkede seçmenin mukayeseli bir tercih izharı bana inandırıcı gelmiyor.

Geçmişten gelen büyük korkuların, mesela türban yasakları gibi yanlışların unutulmadığı ve hala kararlarda belirgin ölçüde egemen olduğu görüşü de beni artık ikna etmiyor çünkü, yine belirtiyorum, yaşanmakta olan muazzam haksızlıklar, vicdansızlıklar, yolsuzluklar, iktisadi felaketler geçmişten gelen söz konusu olabilecek hafıza belirlenmelerini artık ikinci plana itmiş olmalı idi.

Tabii, şu pekala mümkün, seçmen şakşakçılığı yapacak halimiz yok, seçmenin yüzde ellisi hala “yolsuzluklar, adaletsizlikler, yönetimsizlik, vicdansızlık, hepsini görüyoruz, bunlar tavan da yapsalar ben türban yasağını aşan kişi ve ekibine oyumu vermeyi sürdürürüm” diyorsa, bu etik dışı olduğunu düşündüğüm pozisyon alış da bir tercihtir, yapacak bir şey yoktur.

AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin Hanımefendiye bir TV programında sürdürülen hukuksuzluklar, insan hakları ihlalleri ile ilgili bir soru yöneltildiğinde “Türkiye’de temel insan hakları ihlali olarak sadece türban meselesi vardı, onu da biz aştık, artık Türkiye’de  insan hakları ihlali yoktur” diye yanıt verebilmiştir.

Yapabilecek bir şey yoktur bu görüş (!) karşısında.

Ancak, Erdoğan’ın ve AKP’nin hala yüksek gözüken oyları meselesi de ortadadır.

Bir ihtimal daha vardır.

Bu ihtimal de özellikle bu sokağa çıkma yasakları ortamında gerçekleşen kamuoyu araştırmalarında vatandaşların ortaya koyduğu siyasi tercihlerde korku ve çekinme temelli büyük bir sapmanın mevcudiyeti ihtimali.

Başka bir ifade ile de vatandaş gelinen noktada artık gerçek tercihini ortaya koymaktan bile çekinmeye başlamış olabilir yani Erdoğan ve AKP belki çoktan ilk seçimlerde iktidar adayı olmayı geride bırakmışlardır.

Bu ihtimal tercih edeceğim bir ihtimaldir ama nedeni siyasi değildir yani Erdoğan ya da AKP’nin oylarının aslında düşük olduğu ihtimali değildir.

Onca yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar ve yalanlar varken seçmenin bu ölçüde bu lider (!) ve partisine teveccühünün Türkiye’nin ortalama ahlak anlayışı için çok sıkıntılı olmasındandır.

Bu arada ben de AKP’yi getiren ama aynı zamanda götürecek olan üç Y’i dörtlemiş oldum galiba.

  • Abone ol