Bir ülke nasıl batar?

Kurumları, önemli kurumları ortadan kalkarsa ülke de batar.

Bir ülke son onyılların batı dünyasının gelmiş geçmiş en kötü yöneticisine rağmen, mesela Trump, nasıl ayakta kalır, nasıl uçurumun kenarından döner?

Kurumları tüm batırma çalışmalarına rağmen ayakta kalabiliyorsa o ülke de batmıyor, sağlıklı bir refleksle yaşama dönüyor.

Türkiye’de, ABD’de yaşananları hep kurumlar üzerinden değerlendirmek çok sağlıklı sonuçlar üretebiliyor.

Dün (17 Aralık 2020) Yargıtay hakimleri Erdoğan’a Anayasa Mahkemesi'ne içlerinden birini tayin etmesi için seçimle üç Yargıtay hakimi belirlediler.

Ve, Sayın İrfan Fidan 107 oyla listeye girdi, girmekle de kalmadı listede uzak ara birinci oldu, kullanılan oyların yarısına yakınını aldı.

Sayın İrfan Fidan, İstanbul Savcılık makamından HSK marifetiyle daha çok yeni Yargıtay’a atandı, atanır atanmaz da ilk demeci “Anayasa Mahkemesi'ne geçeceğim” oldu, dün yapılan seçimle de (!) bu temennisi gerçekleşme yoluna girdi.

Ülkemize, milletimize hayırlı olsun.

Ancak, bu atama süreci ve bu sürecin iki yakasındaki kurumlar biraz sıkıntıda galiba.

Yargıtay gibi bir devletinin en önemli ayağı yargının en yüksek temyiz makamı Yargıtay kendi içinden gelmeyen, muhtemelen şahsen tanımadıkları bir adayı listenin başına getirdi.

Neden mi?

İsterseniz bunu açıklamayayım, zaten herkes biliyor.

Bendenizin bakışı dün itibariyle (17) Yargıtay kurumunun çok büyük bir darbe aldığı istikametindedir.

Ordu zaten yoktu, üniversite çırpınıyordu, iyice battı, Diyanet zaten kurumsal olarak çok sorunlu yani laiklik kurumu askıda, hukuk devleti ayaklar altında çünkü Anayasa Mahkemesi kararları bile uygulanmıyor, Yargıtay dün çok büyük bir darbe aldı, Anayasa Mahkemesi kendi içtihadını (KHK’lar mesela) görmezden geliyor.

Bu kurumların geldiği nokta maalesef Türkiye devletinin de geldiği noktayı gösteriyor.

Bir devleti çökertmek istiyorsanız önce kurumlarını çökerteceksiniz.

ABD Federal Yüksek Mahkemesi'nde (Supreme Court) çok liberal, özgürlükçü bir üye üç ay önce yaşamını yitirince Trump Mahkemeye ültra muhafazakar bir üye atadı, Senato’dan da geçti.

Trump iki sene önce yine ultra muhafazakar, kendisine çok yakın başka bir kişiyi de mahkemeye atadı ve böylece Supreme Court’da bir net muhafazakar çoğunluk sağlamış oldu.

3 Kasım 2020 seçimlerine yargısal itirazlarını yaparken de güvendiği yer en nihayetinde bu Yüce Mahkeme idi, buradan çıkacak bir kararla Biden’ın seçilmesini engelleyeceğini düşündü ve nitekim Texas’da çevirilen bazı oyunlarla konu Supreme Court’a ulaştı.

Ama Supreme Court, bırakın konuyu görüşmeyi, başvuruyu en baştan reddederek hem ABD’yi, ama daha önemlisi kendi kurumsal prestijini kurtardı.

Supreme Court böylece kendisinin bir kurum olduğunu ve üyelerinin hukukun temel ilkelerini kendilerini oraya atayan Başkan’ın tercihlerinin çok önünde gördüğünü kanıtladı.

Supreme Court’a son atanan, Trump’ın atadığı iki ültra muhafazakar da davanın görüşülmeden reddi doğrultusunda oy kullandılar.

Supreme Court’un diğer iki muhafazakar üyesi de şunu söylediler: “Keşke başvuruyu incelemeye alıp sonra reddetse idik” dediler.

Trump da atadığı hakimler için hayal kırıklığı açıkladı.

Trump’ın kendi Adalet Bakanı (en yüksek savcı) “seçimlerde ciddiye alınabilecek bir hile gözlenmedi” diye açıklama yaptı ve görevinden istifa etti.

Texas eyaleti dışında diğer eyaletlerin seçim yetkilileri de oyların güvenliğinin tam olduğunu ifade ettiler.

Trump’ın oyların pandemi nedeniyle önemli bir bölümünün kullanıldığı Posta İdaresi'ne yeni tayin ettiği genel müdür oyların sayımında hiç sorun çıkarmadı, çıkaramadı.

ABD’de kurumlar Trump’a rağmen dimdik ayakta olduklarını gösterdiler.

ABD de böylece ayakta.

Yargıtay’ının büyük, çok büyük darbe aldığı bir ülke de bizim durumumuza düşüyor.

Mesela milli geliri senede bir trilyondan yedi yüz milyara düşüyor.

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

  • Abone ol