Başlıkta kullandığım iki kavramı, Erdoğan’ın çok yanlış tarihsel tercihi ve Arap baharı süreci ile bir bağlantı kurabilmek için bu kısa yazıyı kaleme almak istedim.

İddia, Arap baharı sürecinin bundan yaklaşık tam on sene önce (2010 Aralık ayı) Tunus’ta Muhammed Buaziz isimli bir Tunuslu seyyar satıcının fakirlik hatta açlık nedeniyle kendisini yakmasıyla başladığıdır.

En son söylemem gerekeni baştan söyleyerek konuya gireyim, Buaziz’in kendisini yakarak başladığı söylenen Arap baharı süreci aslında 3 Kasım 2002 tarihinde Türkiye’de AKP’nin iktidara gelişiyle, askeri vesayet ile mücadele ve özellikle de AB ile müzakere sürecinin açılması ile başlamıştır ve kanımca bu sürece Arap baharı değil Türkiye baharı adı verilmeli idi.

Daha önce de bu konuyu yazdım ama çok kısa tekrar hatırlatayım, Arap ya da Türkiye baharı sürecinin maddi temeli ABD ekonomisinin, endüstrisinin son otuz sene içinde büyük yapı değiştirmesi, sembolik anlamda General Motors (GM) ve benzeri firmaların ağırlıklı olduğu bir endüstri yapısından GAFA’nın egemen olduğu (Google, Amazon, Facebook, Apple) bir ekonomiye geçişidir.

GM’den GAFA’ya geçiş, Orta Doğu bölgesinde, Türkiye dahil, Amerikan ekonomisi için müşteri tipini değiştirmiştir, müşteri devletten (client State) müşteri yurttaşa (client citizen) geçiş Amerikan ekonomisi için bir yaşamsal mecburiyet haline gelmiştir, bu sürecin çok iyi görülmesi lazımdır.

Müşteri devlet dönemi Orta Doğu toplumlarında zengin devlet (silah, uçak alımları, ABD’de GM’in en büyük firma olması) gerektirmiştir, bu dönemde ortalama vatandaşın refah düzeyi batı devletlerinin radarına pek takılmamıştır, refah için ön koşul olan hukuk ve demokrasi batı için hiç şart olmamıştır; askeri darbeler, otokratik yönetimler hep bu sürecin sonucudur.

Oysa, müşteri yurttaş modeli ortalama vatandaşın refahının artışını zorunlu kıldığı için model tamamen değişmiş, Orta Doğu toplumları, ortalama yurttaşın refahı, satın alma gücü batı için alım gücü yüksek devletlerden öne çıkmıştır; ABD artık Türkiye’ye, Mısır’a tank, uçaktan ziyade cep telefonu, tablet, dizüstü bilgisayar satmak istemektedir ve bunun için de askeri vesayet (Türkiye), Mübarek rejimi (Mısır) ABD ekonomisi için büyük bir ayak bağı haline gelmiştir.

Ve bu ayak bağının Orta Doğu’da ilk çözüldüğü yer, yaklaşık altı yedi sene sonra tekrar bağlanmak üzere, Türkiye olmuştur 3 Kasım 2002 tarihinde (AKP’nin iktidara geldiği seçimler).

3 Kasım 2002 senesi sonrası kişi başına gelir üç bin dolardan on iki bin dolara, senelik doğrudan yabancı sermaye yatırımı (FDI) bir milyar dolardan 23 milyar dolara çıkmıştır, milli gelir bir trilyon dolara ulaşmıştır. 

Bu sürecin gerçekleşmesinin kökeninde askeri vesayetin nispi olarak geriletilmesi ve AB tam üyelik müzakerelerinin Türkiye’ye yine nispi anlamda getirdiği evrensel hukuk beklentisidir.

Türkiye baharı dediğim de GAFA’nın Türkiye’ye ihracatının (ABD çıkarı) büyük artış göstermesinin altında ortalama Türkiye yurttaşının satın alma gücünün yükselmesi (hukuk ve demokrasi) nedeniyle hızlı artışıdır. 

Bu süreç devam edebilse idi, ettirilebilse idi, Erdoğan çok iyi götürdüğü çıraklık sürecinden ne anlama geleceğini göremediği (belki de çok iyi gördüğü) ustalık sürecine geçmese idi bugün bambaşka bir Türkiye’nin yurttaşları olacak idik.

Bu fren ve geri vitese takmanın temel sorumlusu Erdoğan iktidarıdır, Türkiye’nin geleceği karartılmıştır.

İşte tam da bu nedenden de Erdoğan’a çok ama çok kızgınım.

2021 senesine girerken AB müzakere dosyalarının tümünü geçici olarak kapattığı, Cumhuriyet’in yüzüncü yılında AB üyesi olacak, çözüm sürecini ileri bir noktaya taşımış bir Türkiye mümkün idi ama rant kollama hevesleri nedeniyle olamadı.

Arap baharını da Türkiye 2002 senesinde başlatmıştır, bu nedenden adı kanımca Türkiye baharı olmalı idi; Türkiye baharı Tunus’ta Arap baharı başlarken zaten çoktan sona yaklaşmış idi. 

Türkiye tarihsel konumu nedeniyle de Türkiye baharına aslında en yakın ülke idi. 

Peki bu süreçler (ister Türkiye baharı deyin, ister Arap baharı) neden sonuçlanmadı?

Çok sayıda faktör sıralanabilir ama kanımca en önde geleni batının yaptığı semantik bir yanlıştır, batı kültüründe demokrasi ile hukuk devleti adeta eşanlamlı kavramlar olduğu için ABD Mısır’da İhvan, Türkiye’de de AKP demokratik diyebileceğimiz süreçlerle iktidara geldiklerinde bu demokrasinin mülkiyet haklarının da (yatırım, büyüme, refah artışı) garantisi olacağını düşündü.

Ancak, Orta Doğu toplumlarında maalesef demokrasi ve hukuk devleti kavramları çok farklı kavramlar.  

  • Abone ol