ABD’de Cato isimli bir think tank var, liberal görüşleri çok ağırlıklı olarak bünyesinde barındırıyor, geliştiriyor, ABD’nin önemli üniversitelerinden Pennsylvania Üniversitesi ile kurumsal bağlantısı mevcut.

Cato ismi Amerikan bağımsızlık savaşına da ilham veren ve 18. Yüzyılda İngiltere’de yayınlanmış toplum üzerinde minimum güç kullanacak devlet fikrini savunan Cato denemelerinden geliyor.

Cato Enstitüsü bir think tank ve dünya think tankleri etkinlik sıralamasında on birinci, ABD’de beşinci sırada geliyor.

Son senelerde ABD’de, özellikle Trump döneminde çok sayıda saçma sapan ve kendine libertaryen diyen think tank türedi, Cato öyle bir think tank değil, liberal görüşlere yaklaşımınızdan bağımsız olarak sitesine arada sırada girmenizi öneririm.

Bazı libertaryen think tankler için saçma sapan tabirini kullanmamın bir nedeni var, mesela içinden geçmeye çalıştığımız pandemi döneminde bireysel özgürlükler adına maske takmamayı savunmaları.

Cato Enstitüsü her sene muntazaman özgürlükler endeksi yayınlıyor, 2020 senesi için de Aralık ayında yayınlandı.

Cato’nun bu seneki özgürlükler endeksinde yüz altmış iki (162) ülke sıralanmış ve ülkemiz Türkiye bu sıralamada 119. sırada bulunuyor.

Bu özgürlükler endeksi, çok mantıklı, anlamlı tanım ve içeriklerle bireysel ekonomik haklardan, temel hak ve özgürlüklerden teşekkül ettirilmiş.

Böyle bir endekste Türkiye maalesef yukarıda belirttiğim gibi 2020 senesinde 162 ülke arasında 119. sırada.

Bu sıralamada nasıl çok daha yukarılara tırmanırız, bunu gerçekleştirmek için neler yapılmalı, nasıl kurumsal reformlar gerçekleştirilmeli konuları çok önemli.

Ancak, çok daha önemli bir konu Türkiye’yi yaklaşık yirmi senedir yöneten bir kadronun ve bu kadronun liderinin bu sıralamadan üzüntü hatta utanç duyması çünkü bu sıralamanın temel sorumlusu bu kadro ve kadronun ustalık (!) derecesindeki lideri.

Cato endeksinde gördüğümüz manzara çok ürkütücü; Türkiye 119. sırada iken Kamboçya (88), Kenya (93), Haiti (98), Uganda (104), Nikaragua (106) gibi ülkeler bizim önümüzdeler.

Bu ayıp da bize yeter de artar bile.

Geçerken şunu da belirteyim, AKP kadroları arasında Türkiye’yi kötü durumlarda gösteren uluslararası sıralamaların Türkiye aleyhine faaliyet gösteren yine uluslararası lobiler tarafından yapıldığı hakkında incir çekirdeğini doldurmayacak zekada görüşler de var, Allah akıl, fikir versin, yönetici kadroları destekleyen alt kadroların zeka seviyesi bu olunca zaten ülkenin fazla ileri gitmesi de mümkün değil.

Cumartesi günü (2 Ocak 2021) Barış Soydan T24 sitesinde 2020 Türkiye ekonomisi ile ilgili toparlayıcı bir yazı yayınladı ve 2021 Türkiye ekonomisi için belirlediği ve yedi bela adını verdiği yedi konuyu özetledi: Enflasyon, İşsizlik, Dolarizasyon, Bütçe açığı, Cari açık, Bankaların batık kredileri, Dış borç.

Barış Soydan’ın yazısı çok toparlayıcı idi ama kanımca önemli de bir eksiklik içeriyor.

Önümüzdeki onyıllarda yukarıdaki yedi sorunun, Soydan’ın tabiriyle yedi belanın istikrarlı gelişimi için iki temel ekonomik önkoşul daha var: Hukuk ve nitelikli eğitim.

Lütfen kimse bu iki konunun enflasyon ya da işsizlik gibi ekonomik içerikli konular olmadığını söylemesin, tekraren ifade ediyorum, önümüzde dönemde en önemli iki ekonomik konu hukuk ve nitelikli eğitim olacaklar, en azından bu konularda ilerleme sağlanmadan diğer ekonomik konularda kalıcı başarı söz konusu bile olmayacak.

Hukuk ve nitelikli eğitim konuları da artık sayısal olarak ifade edilebildikleri, endekslere konu olabildikleri için mukayeselere de temel oluşturabilecekler.

Artık ne kadar ekmek o kadar köfte yok, zaten köftesiz ekmek, ekmeksiz köfte de olmaz.

Ne kadar hukuk o kadar ekmek, ne kadar nitelikli eğitim o kadar köfte.

  • Abone ol