Artık konunun uzmanları bile bütçeye binen yükü izlemekte zorlanıyorlar.

Geçiş ya da yolcu garantilerinden bahsediyorum.

İstanbul’a yapılan yeni havalimanının müteahhitlerine 2020 senesi için yaklaşık iki milyar TL (250 milyon avro) yolcu garanti parası ödendiğini basından gördüm.

Zaten rekabet dışı, hakkaniyet dışı kazandıkları ihalelerden aldıkları, inşaatlarda çukur kazıp doldurmaktan kazandıkları yetmiyormuş gibi, bir de garanti paraları ödüyoruz.

Bu garantiler piyasa mantığının önemli bir ayağı olan no risk no gain (risk yoksa kazanç da olmaz) mantığına aykırı.

Erdoğan bu ihaleler için, köprüler, havaalanları, bütçeden bir kuruş çıkmayacak (yap-işlet-devret modelleri, mesela 3996 sayılı Kanun) derken acaba Patagonya bütçesini mi kastediyordu?

İddiam bir maliyeci olarak bu ödemelerin tümünün Anayasa'ya aykırı olduğu.

Ancak, anlaşılması güç nedenlerden Anayasa Mahkemesi konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor ve evrensel/tarihsel bütçe ilkelerine aykırı bu uygulamayı söz konusu ilkeler Anayasa'da açık olarak olmadığı için garanti uygulamalarının ve ilgili yasaların birer anayasal ihlal olduğuna hükmetmiyor.

Çok dar bir yorum.

Bu nedenden de bir gün yapılacak yepyeni bir anayasada evrensel/tarihsel bütçeleme ilkelerine gönderme olması gerektiğini düşünüyorum.

Aslında söz konusu bütçeleme ilkeleri temel bir kanun, Kamu Mali Yönetimi Kanunu'nda (5018) mevcut ama bu temel ilkelerin anayasal statüde olmadığı iddia ediliyor.

Anayasa Mahkemesi'nin 2010/12 sayılı çok önemli, önemli olduğu kadar da kötü bir kararı var, konu elektrik piyasası ve ilgili yasa.

Bu yasada evrensel/tarihsel bütçe ilkelerinden genellik ilkesi (tahsis yapmama ilkesi) çok açık bir biçimde ihlal ediliyor ama Anayasa Mahkemesi yasayı Anayasa'ya aykırı bulmuyor.

AYM üyesi Zehra Ayla Perktaş mükemmel bir karşı oy yazısı yazıyor ve bugünü de ilgilendiren konuyu çok net bir biçimde ortaya koyuyor.

İlgilenenlerin bu kararı ve özellikle de Sayın Perktaş’ın karşı oy yazısını okumalarını öneririm.

Anayasa'nın 2. Maddesinde hukuk devleti ilkesi mevcut ise söz konusu evrensel/tarihsel bütçeleme ilkelerinin ihlalinin Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa ihlali olarak görülmesi kanımca şart.

Bütçe hukuku da, en başta klasik bütçeleme ilkeleri hukuk devletinin bir parçasıdır, hatta tarihsel olarak özüdürler yani bu ilkelerin yasalarda ihlali hukuk devletinin, anayasanın ihlalidir.  

AYM meseleye böyle bakmıyor ise (maalesef) bu ilkelere anayasal gönderme mecburi oluyor galiba çünkü başka türlü bütçe üzerinden gerçekleşecek soygunlara engel olmak mümkün olmayabiliyor.

Senelerce kısa anayasa dedik ama AYM yargıçları dahi bu hataları yapıyorlar ise anayasalar da kısa olmayabiliyor demek ki.

Yazı biraz teknik bir yazı oldu ama konu çok önemli olduğu için okurların bağışlayacağını umuyorum.

Yazıyı bitirirken TBMM’ye gelen HDP milletvekillerine ilişkin dokuz fezleke ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Yargıtay tarafından mahkum edilmesi Türkiye için çok yeni, çok önemli bir gündem.

Hukukun intikam için kullanılmasının kimseye yararı yoktur, hatırlatması benden.

  • Abone ol