Kelimeler ve orijinal anlamları önemlidir.

Okuyan, okumayı seven herkesin evinde Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ının bulunmasında büyük, çok büyük fayda vardır.

Bugünlerde milli görüş çizgisine dönüş meselesini çok konuşacağımıza göre “milli, millet” kelimelerini de iyi öğrenmek, yerinde kullanmak lazım.

Ferit Devellioğlu’nun o büyük çalışmasına bakıyorum, “milli” kelimesinin karışışında “din ve millete ait, milletle ilgili” yazıyor.

“Millet” kelimesinin karşısında ise şu ifade var: “Din, mezhep; bir dinde veya mezhepte bulunanların topu.

Hemen altta “millet-i beyzâ” var, anlamı “Müslümanların hepsi.”

Yine altta “millet-i İslâm” kavramı var, anlamı İslâm dininde bulunanların hepsi; altta da Hıristiyanların hepsi anlamına gelen “millet-i mesihiyye” var.

Yani, milli demek ulusal, nasyonal, millet de ulus, nasyon falan demek değil Arapçada ve Osmanlı’da kullanımında.

Peki, bu kelimeler orijinallerinden Türkçedeki bugünkü anlamlarına nasıl dönüşmüş?

Bu mesele üzerine düzgün fikir edinmek isteyenlere Niyazi Berkes’in “Türkiye’nin Çağdaşlaşması” kitabını öneririm, kitap şu anda elimde değil, bu nedenden size spesifik sahifeyi veremiyorum; Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Arapça orijinali “Müslümanların tümü” anlamına gelen millet kelimesinin bize ulus biçiminde geçişinin serencamı çok ilginçtir.

Kemalistleri, bizim milliyetçileri biraz kızdırmak pahasına bu dönemde öne çıkan Türk kelimesinin Müslüman anlamında kullanıldığını de hatırlatalım.

Cumhuriyetin kuruluş senelerinde öne çıkan “Türk milleti” kavramı da Cumhuriyet sınırları içerisinde yaşayan Müslüman vatandaşların tümü anlamında kullanılıyor yani vatandaşın yurttaşlık sıfatı değil, vatandaşımız olan “gayr-i Müslümler” azınlık statüsü ile bu millet tanımının dışındalar, inanmayanlar TBMM zabıtlarından dönemin (1942) Başbakanı rahmetli Şükrü Saraçoğlu’nun azınlık vatandaşlarımız için kullandığı “misafirperverliğimizi suiistimal etmesinler” sözüne (misafir?) bakabilirler.

“Türk milleti” ibaresinde millet kavramının dini topluluktan ulus biçimine dönüştürülmesinin de bugünkü siyasi sınıfın hiçbir kesiminin beceremeyeceği bir toplum mühendisliği olduğu gerçeğinin de hakkını verelim; ne demişler “Yiğidi öldür ama hakkını ver.”

Kürt sorununun (Kürtler çok büyük ekseriyetle Müslüman) Cumhuriyetten günümüze sarkmasının altında da “Türk milleti” ibaresinin Anadolu’daki tüm Müslüman unsurlar (Türkler, Araplar, Çerkezler, Balkan göçmenleri ve diğerleri) tarafından benimsenirken Kürtlerin bu üst tanımı kabullenmemeleri yatıyor bir ölçüde.

Bu konuyu en iyi bilenlerden birinin de rahmetli Prof. Necmettin Erbakan olduğunu zannediyorum, Erdoğan bu kadar yazı çiziden anlamaz ama Erbakan Hocasının ona “milli, millet” kelimelerinin anlamını öğrettiğini tahmin ediyorum.

Sizler yoksa Erbakan’ın “milli görüş” sloganının “ulusal görüş” anlamına mı geldiğini zannediyordunuz?

Ancak, Erdoğan Erbakan’a oranla çok daha pragmatik, “çıkardığı milli görüş gömleğini yeniden giymesinin” oy oranını artıracağını zannediyor ve ilaveten yaşlandıkça da “fabrika ayarlarına” dönüş içgüdüsü de öne çıkıyor, kendisi şimdilik cesaret edemese de el altından Anayasadan Cumhuriyetin laiklik ilkesinin çıkarılması fikrini yani “milli(dini) devlete” dönüş fikrini tartıştırmaya çalışıyor.

Amaç “yerli ve milli” kavramının ortaya atılması ile daha da netleşiyor.

Milli kelimesini ulusal anlamına alırsanız “yerli ve ulusal” biraz da anlamsız kaçıyor, bir tekrar çağrıştırıyor ama milli şayet dini demek ise, ki öyle, “yerli ve dini(İslami)” daha tutarlı duruyor değil mi?

Üstelik “yerli ve milli” küçük ortağın da hoşuna gidecek bir formül, MHP milliyi ulusal olarak alıyor muhtemelen.

Formül fena değil ama çok tehlikeli.

Erdoğan dahil herkes için.

  • Abone ol