Diyarbakır’dan sonra Batman’a geçiyorum. Burası Kürt siyaseti için önemli merkezlerden biri. Kürt sorununu en şiddetli hisseden kentlerin başında Batman geliyor. 1990’lı yıllarda yüzlerce sivil, bu şehirde faili meçhul cinayete kurban gitti. Eski DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, JİTEM tetikçileri tarafından Batman sokaklarında katledildi. PKK-Hizbullah arasındaki en kanlı çatışmalar yine bu şehirde yaşandı. Hizbullah’ın nefesini ensesinde hissetmeyen Batmanlı sayısı çok azdır. O günden bugüne kent büyük değişim yaşadı. Eli silahlı, köşe başında pusuya yatmış tetikçiler sokaklardan çekildi. PKK silahları susturdu. Askerî etkisi iyice azaldı. Kürt meselesiyle ilgili küçümsenmeyecek adımlar atıldı. Ama Türkiye’nin geçirdiği bu değişim sorunların tümden bittiği anlamına gelmiyor. Kürt meselesi hâlâ çatışma kaynağı olmayı sürdürüyor.

Güneydoğu’da tansiyonun yükselmesi nedeniyle sadece BDP ve PKK cephesini suçlamak gerçekçi değil. Kafalar tam da bu nokta da karışıyor. Kürt meselesinin çözümü için önemli adımlar atılmasına rağmen BDP cephesinin sokakları savaş alanına çevirmesi haklı olarak tepkiye yol açıyor ancak buradakilerin tepkilerinin altında olup biteni kimse yeterince anlamaya çalışmıyor.

Seçim barajı radikallere yaradı

Kürt siyaseti ağır aksak bir değişim içinde. Devlet veya hükümet bu değişimi destekleyeceğine önünü kapatıyor. BDP’nin Güneydoğu’da açtığı bütün seçim çadırlarını kaldırarak nasıl bir önlem alınmış olunabilir? Bu uygulama zar zor sivilleşmeye meyleden bir siyasi hareketi, daha baştan vazgeçirmeye yaradı. Dikkat edilirse çadırların peşine kimsenin düştüğü de yok. “Sivil itaatsizliğe bile fırsat verilmiyor” diyerek, eski alışkanlıklara dönmenin kolaycılığı içindeler. Sivil itaatsizliğe yönelen Kürt siyasetine konulan baraj daha çok Kürt radikallere yarıyor. Sorun sadece çadırların toplatılmasıyla sınırlı da değil. Batman’da önemli bir kesim, KCK operasyonu adı altında AKP hükümetinin BDP kadrolarına yönelik tutuklama furyası yürüttüğünü düşünüyor.

Sen misin çadıra yardım eden

Bence Batı’dan bakıldığında anlaşılmayan önemli noktalardan biri de bu KCK tutuklamaları. Kürt sorununun çözümünde sivil siyaseti ön plana çıkaran hükümetin yürürlükteki yasaları değiştirmeden bu işe girişmesinin sonuçları olarak değerlendiriyorum bunu. Ancak Güneydoğu benim kadar iyimser değil bu konuda. Hükümetin bu yasaları Kürt siyasetçilerine, hatta içeride tutuklu çocuk sayısının fazlalığına dikkat çekerek, Kürtlere yönelik bir silah olarak kullandığını düşünüyorlar. Yargıya güven sıfıra inmiş. Şöyle ki; İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi Başkanı Osman Künteş ve Batman Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Übeyit Yıldız ile görüşürken, haklarında açılan bir soruşturmayı örnek gösterdiler. Batman’da “demokrasi çadırı” kurmak için ildeki sivil toplum kuruluşları adına başvuru yapıyorlar. Çadır yedinci gününde kaldırılıyor. Savcılık, çadırda kaçak elektrik kullanıldığı için, başvuru yapan bu beş isim hakkında soruşturma başlatıyor. Bana gösterdikleri belgeler arasında TEDAŞ’a elektrik için ilk günden yaptıkları başvurunun belgesi de bulunuyor. Fakat, bu beş isim de “hırsızlık yaptıkları” suçlamasıyla soruşturma açılıyor.

Bölgede silahla, şiddetle uzaktan ve yakından ilgisi olmayan isimler yargının hedefinde olduklarına ve tasfiye edildiklerine inanıyorlar. Batman’da birkaç yeri ziyaret ettikten sonra bu uygulamanın çok sistemli olduğunu fark ediyorum. Bu hızla giderse bölgede sivil siyaset yapabilecek ‘temiz sicilde’ kimsenin kalabileceğine de inanmıyorum. Bunun için KCK operasyonları hakkında batı kamuoyu ikna edilmiş olabilir fakat Güneydoğu’da bu tutuklamalar tahminlerin çok ötesinde bir tepki kaynağı. Hükümet tarafından bakıldığında da kuşkusuz KCK operasyonlarının haklı sebepleri sıralanabilir. Ama bence burada sorun, iktidarın Kürtlerin kendi kimliğiyle siyaset yapmasına hazır olmamasından kaynaklanıyor. Ne yasalar buna izin veriyor ne de iktidar buna hazır. Batman’da bir kahvede konuştuğum yaşlı bir amca şu örneği verdi: “Erdoğan iki karpuzu aynı koltukta taşımakta ısrar ettiği için bunlar yaşanıyor. Bir yandan Türk milliyetçiliğinden oy kapma derdinde diğer yandan ise ‘Kürt sorununu çözeceğim’ diyor. Şimdi karpuzların biri yere düştü, olup biten bundan ibaret.”

Kürtçeye iade-i itibar

Konu “Kürtler ne istiyor”a gelince; Batman’da ayrılmaktan yana olan tek bir kişiye rastlamadım. Başka türlüsünü kimse aklına bile getirmiyor. Ama acıları ve sorunları var. Bunlardan dolayı öfkeliler. Ayrımcılığa maruz kaldıklarını, eşit vatandaş olmadıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Anadilde eğitim talebi, Kürtçe konuşmanın ötesinde bir talep. Asıl duyguları yıllarca yasaklanan, aşağılanan, horlanan bu dile adeta itibarının geri kazandırılmasını istiyorlar. Askerî operasyonların sürmesine ve dağdan cenaze gelmesi ümitlerini neredeyse tamamen kırmış durumda. Başbakan Erdoğan’ın, askere söz geçiremediğine inanmıyorlar. AKP’nin askerî operasyonlarla örgütü zayıflatıp ‘teslim’ almaya çalıştığını söylüyorlar. Bu konuda yaşlı bir amca şu değerlendirmeyi yaptı: Batı’ya cenaze gitmiyor ama doğuya cenazeler geliyor. Örgüt ateşkes ilan etmişti. Eğer örgüt ateşkes ilan edip arkadan askere saldırsaydı gözümüzden düşerdi. Ateşkes ilan edenlere saldırıp öldürmek haince değil midir?

Barış nasıl sağlanacak

BDP-PKK çevrelerinin silahların yeniden konuşmasının baş sorumlusu olarak AKP’yi göstermelerinin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada bir kez daha yerinde gördüm ki AKP ve devlet kadar PKK da barışa hazır değil. AKP Kürt sorununu çözmek için yola çıktı ama barışı tehdit eden yasaları değiştirmek için adım atmaya yanaşmadı. Hatta bu yasaları Kürt siyasetçilere karşı kullandı. PKK da aynı şekilde ‘barış’ dönemine girdi ama eski militarist dilden, eylemlerden geri adım atmadı... Yapmacık barış adımlarıyla fazla yol alınamıyor. İki taraf için de barış aslında sadece savaşın devamından ibaret. Bu zihniyet hayatın duvarlarına çarparak geri tepiyor; ama olan giden gencecik canlara oluyor. Değişim elbette kolay değil. Zorludur. Fakat bu coğrafyada kader birliği yapan iki halk için de barıştan başka çare yok; her iki tarafın da değişmesi gerekiyor.

Avrupa Yerel Yönetimler Şartı, bu sorunu çözer

Petrol İş Sendikası Batman Şubesi Başkanı Mustafa Mesut Tekik, bölgede yaşanan çatışmaların demokratik bir anayasayla tarihe karışacağına inanıyor: Kürtler yapılacak olan yeni anayasada kendilerini Türklerle eşit görmek istiyorlar. Anadilde eğitim görmelerinin önündeki engeller kalkar ve yerel yönetimler güçlendirilirse bugün yaşanan gerilimin ve olayların kaynağı da ortadan kalkar. Ben şuna inanıyorum Türkiye Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’na koyduğu çekinceyi kaldırırsa bu sorun çözülür. Tabii barış için tutuklu Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması şart. Kürtler Türkiye’den ayrılmak istemiyor.”

‘İyi şeyler’den sonra tutuklama hayal kırıklığı

Batman Belediye Başkanı Nejdet Atalay KCK operasyonunda tutuklanınca yerine Serhat Temel başkanvekili olarak bu göreve atandı. Temel, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “İyi şeyler olacak” sözlerinden sonra başlayan demokratik açılımın kendisini ümitlendirdiğini ancak bu sürecin belediye başkanlarının tutuklanmasıyla bölgede büyük bir hayal kırıklığı yarattığını söylüyor: AKP, halka öyle büyük barış ümidi verdi ki, çark ettiğinde geride büyük bir hayal kırıklığı bıraktı. Tepkilerin büyüklüğü halkın umutlarının büyüklüğüyle bağlantılı.”

Serhat Temel, hükümetin sivil siyasetin gelişmesini istemediğini de düşünüyor: “Sivil itaatsizlik eylemleri için çadırlar kurmuştuk. Ama polis gece baskınıyla kaldırdı. YSK adaylarımızı veto ederek sokak eylemlerini tetikledi. BDP’li siyasetçilerin hepsi hapiste.”

Serhat Temel’e Ahmet Türk’ün sivil itaatsizlik eylemlerini tarif ederken söylediği “Panzerler bizi ezse de yerimizden kalkmayacağız” sözlerini hatırlatıyorum. Şöyle yanıt veriyor: “Bizim ne kadar hevesli olup olmadığımız burada önemli değil; bize fırsat bile tanınmadı, ne yapabiliriz.”

BDP’nin yüzleri maskeli etrafa molotofkokteyli atan çocukları neden engelleyemeyeceğini sordum. YSK vetoları üzerine Van’da Yapı Kredi Bankası’na yönelik olan saldırıyı anlattı. Bu saldırganların BDP’li olduklarına inanmadığını söyleyen Temel, “Türkiye halkı bize büyük bir destek vermişti. Ama o saldırılar yüzünden neredeyse bir kadın hayatını yitiriyordu ve bize karşı büyük bir tepki oldu. Haklıyken haksız duruma düştük. Buna gerçekten çok üzülüyoruz” diyor.

Sosyal isyan yaşanıyor

Uluslar arası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Recep Kavuş, aynı zamanda Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin gönüllü çalışanı. Kentteki toplumsal olaylar nedeniyle halkın endişeli olduğunu anlatıyor: “Geçmişteki acılar nedeniyle kent halkı, en küçük olayda bile endişeye kapılıyor. Yarınından, emin değil, ümitsiz. Çünkü istikrar yok. Şehirde ortaya çıkan çatışmaların bir de sosyal boyutu var. Gelir dağılımındaki uçurumun en yüksek olduğu illerden biri de Batman. Burada sadece Kürt sorunuyla ilgili bir tepki yok; insanlar açlığa, dışlanmışlığa, çaresizliğe de isyan ediyor. Bir tarafta büyük alışveriş merkezleri, lüks otomobiller ve çılgınca tüketim var; diğer yanda ise üç bin aile valiliğin günlük verdiği bir tas sıcak yemekle yaşayabiliyor. Düşünün, 80-90 bin nüfuslu şehir, son 20 yılda 350 bine fırlamış. Topraklarını bırakmak zorunda kalan insanların çocukları, şimdi büyüdü. Bütün kötülüklerin kaynağı olarak devleti görüyor. Sosyal adalet ve barışa da ihtiyacı var bölgenin.”

  • Abone ol