Başbakan Erdoğan, dokunulmazlıklar konusunda sert çıkınca BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da Meclis’ten kovulmaları hâlinde Ankara’ya dönüp dönmemeyi düşüneceklerini söyledi.


Siyasi tansiyonun yükseldiği bu ortamda Gültan Kışanak’ın böyle rest çekmesi çok anlaşılmaz değil. Kürt hareketi, üzerinde baskı hissettiğinde “ayrılma” ve “kopuş” kozunu öne sürüyor. Son yıllarda bu tez o kadar çok işlendi ki, neredeyse her adli olaydan sonra “duygusal kopuş” gündeme getirildi. Baskılar dayanılmaz hâle geldiğinde siyasetçilerin böyle uç tepkiler vermesini normal buluyorum; ama bu ayrılma resti, toplumsal sıkışmışlık hâlinden daha çok siyasetteki bir daralma duygusunun dışavurumu olarak görünüyor bana.

Ankara’nın artan baskısı altında bunalan Kürt siyasetçiler biraz da çaresizlik duygusuyla “ayrılma”yı gündeme getiriyorlar. Türkiye’den ayrılma gibi isyancı bir çıkışa büyük bir ümitsizlik duygusu eşlik ediyor. Diyarbakır’da, Hakkâri’de, Şırnak’ta polisle didişen, kavga eden, hatta göğüs göğse çatışan BDP’li milletvekillerini izleyince, bu isyancı ruhlarını anlamak daha kolay oluyor. Buna aleyhlerindeki yargı kararlarının ağırlığını da katmak gerekiyor. Çoğu durumda ayrımcılığa uğradıkları tartışılmaz.

AKP iktidarının da Kürt siyasetçilere nefes aldırmadığı gerçek. İşte en son olarak dokunulmazlıkların kaldırılması gündemde.

Ama bu tablo bana yine de Türkler ve Kürtlerin birarada yaşama imkânlarının azaldığına dair bir işaret olarak görünmüyor. Bence sorun BDP’nin siyasi varlığını silahlı bir gücün uzantısı olarak sürdürme ısrarından kaynaklanıyor. PKK, Türkiye’ye karşı çok şiddetli bir savaş yürütüyor. Küçük bir savaş değil bu; her çatışmada onlarca PKK’lı ve asker hayatını kaybediyor. BDP ise bu örgütün “legal” uzantısı olarak varlığını devam ettirmek istiyor. Bu durumu tolere etmekte zorlanan iktidarın, BDP’ye karşı geliştirdiği reaksiyon da sonuçta Kürt siyasetçiler üzerinde ciddi bir basınç etkisi yaratıyor. BDP bu baskıya dayanamadığı zamanlarda da isyan ediyor ve ayrılmayı, kopuşu dillendirmeye başlıyor.

Ortadoğu’daki son gelişmelerin Türkiye’deki Kürt sorununa yeni boyutlar eklediği bir gerçek. Türkiye bu meseleyi çözmediği hâlde başına yeni dertler açılacağı da muhakkak. Fakat iki halkın, Cumhuriyet’in kuruluşunda bu toprakları ortak vatan olarak benimsedikleri ve kader birliği yaptıkları da bir o kadar gerçek. Ortak tarihimiz sorunlu olsa ve Kürtler aleyhinde gelişse bile geçen zaman, bu topraklarda birlikten yana işledi. Bu tarihi geri çevirmek maalesef mümkün değil.

Hayat tümüyle isteklerimizin kölesi değil; politikacılar istedikleri zaman toplumları ayırma kudretine sahip değillerdir. Köklü değişimler, ayrılmalar veya birleşmeler için tarihsel altyapı gerekir. Tarihin mevcut gidişatı da Türkleri ve Kürtleri bölmekten yana değil birleştirmekten yanadır.

Asimilasyon, inkâr ve ret politikaları artık son bulmuştur. Bugünkü iktidar kendi siyasi takvimine öncelik verse bile Kürt reformu gündemdedir. Toplumsal ve siyasal güçler Kürt sorununun çözümüne dönük çalışmaktadır.

Kürt siyasetçilerin bugün Ankara’da yaşadıkları sıkıntılar Kürtlerle ilgili olmaktan çok PKK’yla ilgilidir. Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarından öte PKK’nın ihtiyaç ve öncelikleriyle alakalıdır. PKK-BDP merkezli Kürt siyasetinin ayrılmayı, kopuşu körüklemesi tarihin çarklarının da bu yönde işleyeceği anlamına gelmiyor.

Kuşkusuz bundan PKK’nın inkâr edilmesi anlamı çıkmamalı; o da bu toprakların bir realitesi. PKK Kürt isyanını başlatan, Kürtler arasında taban bulan silahlı siyasi bir güçtür. Siyasi hayatta yer bulmaları gerekir.

Kürt taleplerinin Meclis’te karşılık bulmaması gibi biri sorun yok. Ancak burada iktidarın silahı elinde tutanları da kapsayacak bir çözüm üretememek gibi bir sıkıntısı var. BDP-PKK merkezli Kürt hareketi, burada silahlı pozisyonlarını korudukları için çözümün parçası olamıyorlar. Ve bu pozisyonlarından ötürü doğan çelişkiyi, çatışmayı Türkleri ve Kürtleri ayırmaya sürükleyerek çözeceklerine inanıyorlar. Sorunun kaynağı büyük oranda buradan kaynaklanıyor.

Tarihsel ve toplumsal dinamikler bence Kürtleri Türkiye’den koparacak kadar güçlü değil ama Kürt siyasetçileri silahlı mücadeleden koparacak, dönüştürecek kadar güçlüdür.

Kürt hareketi silahlardan kurtulduğunda, silahlı mücadelenin gölgesinden çıktığında bu ülkede ayrılma, kopma gibi bir sorun ortada kalmayacaktır. PKK silahlara veda ettiğinde Kürtlerin haklarını vermeye ayak direyecek hiçbir iktidar varlığını sürdüremeyecek ve Kürt siyasetçiler de kendilerini Ankara’ya bugünkü kadar yabancı hissetmeyecektir.

[email protected]

  • Abone ol