Suriye'nin ardından Irak da kanlı bir iç savaşa sürükleniyor. IŞİD'in (Irak Şam İslam Devleti) Musul'u ele geçirmesinin ardından Irak'taki nisbi barış ortamı da bozuldu. Türkiye'nin baş ucunda büyük bir yangın var şimdi, Ortadoğu adeta cehennem yeri. İç savaş ve istikrarsızlık yangınının kuşattığı Ortadoğu'da Türkiye'nin kendi iç barışını koruması bugün daha büyük bir önem kazanıyor. 

Bu açıdan Lice olaylarının çok iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyorum; zira 19 ay gibi uzun bir süredir sağlanan barış ortamı, Lice'de büyük bir sarsıntı geçirdi, çözüm süreci bir kez daha bozulmanın eşiğinden döndü. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın müdahalesiyle şimdilik atlatılmış gibi görünse de çözüm sürecini tehdit eden negatif enerji kaybolmuş değil; bu tehlikeyle ilk fırsatta tekrardan karşılaşabiliriz, ancak bu kez süreci toparlama şansını yakalamak kolay olmayabilir. 

Kandil'deki KCK yöneticilerinin, Lice'yi ikinci bir Silvan'a dönüştürmek istediklerini düşünüyorum. Hatırlanacak olursa PKK'nın 14 Temmuz 2011'de Silvan'da 13 askeri öldürmesi üzerine "demokratik açılım" süreci bozulmuştu. O günden sonra Türkiye kanlı bir sürecin içine çekilmişti. Ancak Kandil ile Türkiye'deki bazı liberal ve "Kürt dostu" kalemler, açılım sürecinin bozulmasını hep hükümete mal etti. Bu çevreler, hükümetin bahane aradığını ve -sanki basit bir olaymış gibi- Silvan'ı gerekçe göstererek süreci kolayca bozduğunu iddia etti. 

Hâlâ bugün bile Cengiz Çandar gibi PKK ve Kürt uzmanı kalemler, kanlı Silvan hadisesinde Kandil'e toz kondurmaya yanaşmıyor. Oysa Silvan olayı, Kandil'de AK Parti hükümetinin "Oslo oyalamasına" karşı örgütün "masaya yumruğunu vurması" şeklinde, ders olarak okutuluyor. Lice'deki olayların arkasında da benzer bir örgüt aklı vardı; KCK, Lice'deki olayları tırmandırarak 18 aydır süren ve statükoya dönüşen çatışmasızlık halini bozmak istedi. Bunu elbette "meşru" gerekçeler üreterek yapmak istediler. Beklentileri Öcalan'ın da yine Silvan'da olduğu gibi "bir süreliğine" aradan çekilmesiydi. Ancak geçmişte örgütün bu yönelimi karşısında aradan çekilen Öcalan, bu kez aynı tutumu almaktan kaçındı. İmralı tarihinde ilk kez rastlanabilecek bir şekilde HDP'li heyeti çağırarak, sürecin kırılmasının önüne geçmeye çalıştı. İmralı'nın aradan çekilme yerine araya girmesi karşısında Kandil'in süreci daha da zorlamasını beklemiyorum. Fakat mevcut durum hükümet tarafından doğru analiz edilmez ve ivedilikle tedbirler alınmazsa, Kandil ilk fırsatta, "makul" bir bahaneyle çatışmasızlık halini sonlandırmaya kalkabilir.

Bu gelişmeler cereyan ederken kamuoyunda en az PKK kadar eski bir tartışma da yeniden alevlendi. Örgüt içindeki "şahin" kanadın harekete geçtiği ve Öcalan'ı tasfiye etmek istediği tartışılıyor. Kandil'de Öcalan'a rakip çıkacak bir ismin olduğunu sanmıyorum. Buna örgüt içindeki kimsenin gücü yetmez. Ne Cemil Bayık'ın, ne Murat Karayılan'ın, ne Duran Kalkan'ın, ne Mustafa Karasu'nun, ne Rıza Altun'un ve ne de başka bir ismin Öcalan'ı tasfiye edecek gücü var. Ancak yanlış yönelimleri, süreci doğru okumamaları, dışarıdan etkilenmeye açık olmaları, Öcalan'ın devre dışı bırakmalarına yol açabilir. Öcalan'ı aradan çekilmeye zorlamaları tehlikeli bir hamleydi. Kandil uzun süredir Öcalan'ı -ister bilerek ister bilmeyerek- aşındırıyor zaten. Lice ve benzeri provokatif olaylar da Öcalan'ı sanıldığı gibi güçlendirmiyor, tersine zayıflatıyor, aşındırıyor. İki sivilin ölümü ardından Diyarbakır'daki protesto yürüyüşünün önünde açılan "İNTİKAM" pankartının asıl anlamı "Öcalan'ın barış sürecini istemiyoruz"dur. Yapılan örgüt eylemleri sokakta Öcalan karşıtlığını güçlendiriyorsa, bu nesnel olarak zaten Öcalan'ı zayıflatmak, sınırlandırmak, tasfiye etmek anlamına gelir. 

Kürt siyasetçilerin dikkatlerini şu noktaya çekmek isterim: Kürt sokağına alttan alta Öcalan karşıtlığı pompalanıyor; bölgedeki bazı "saygın" Kürt şahsiyetleri, artık hiç çekinmeden Öcalan'dan "devletin barış elçisi" olarak bahsediyor. Kandil'in mevcut yönelimi değişmezse yakında Kürt sokağında Öcalan küfür ve hakaretlerle anılmaya başlanacak. Öcalan karşıtlığı "damlama" yöntemiyle Kürt sokağına zerk ediliyor. Son damlanın ne zaman bardağı taşıracağı bilinmez. Kandil ve HDP'nin "Öcalan'a bağlıyız" açıklamalarının bu gelişmeler karşısında bir anlam taşımadığını da belirtelim.

  • Abone ol