Muhalefet, başkanlık sistemine neden karşı çıkıyor? Bu sistemin demokrasiyi zayıflatacağını mı düşünüyor? Yoksa mevcut sistemi daha demokratik bulduğu için mi başkanlığa karşı? 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, başkanlık sistemiyle ilgili düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmasıyla birlikte muhalefet cephesinden yükselen itirazın başında "demokrasi" geliyor. Muhalefet, başkanlık sisteminin demokrasiyi ortadan kaldıracağını ve Türkiye'yi padişahlık düzenine geri götüreceğini savunuyor. 

Oysa daha düne kadar "sandık her şey değildir" diyerek seçimleri itibarsızlaştıran ve sandık dışı yollardan iktidarı devirmeye kalkan yine bu muhalefet değil miydi? Paralel yapı öncülüğünde yargı darbesine kalkışmadı mı bu cephe? Devlet içindeki Gülenci bürokratlarla birlikte hükümeti devirip yeni bir vesayet sistemi kurmaya çalışmadılar mı? 

Sahi parlamenter sistemin olmazsa olmazı sandığı, seçmeni itibarsızlaştıran, aşağılayan, Meclis iradesini yok sayan bu muhalefet, ne ara demokrat oldu? 17-25 Aralık darbesi sonrası kurulacak olan yeni hükümetin üyelerini ve başbakanını dahi gizli odalarda tayin eden bu çete, ne zamandan beri parlamenter demokrasiyi savunuyor? Paralel çeteyle işbirliği içinde darbeye kalkıp ardından demokrasi savunuculuğu yapmak biraz komik kaçmıyor mu?

Muhalefetin başkanlık sistemine karşı çıkma sebebi elbette demokrasi değil; onların asıl endişesi, seçilmişleri sınırlayan, demokrasiyi baskı altına almaya yarayan, bürokrasiye vesayet kurma imkânı tanıyan, adına parlamenter demokrasi bile diyemeyeceğimiz bu köhnemiş idari yapının başkanlık sistemine geçişle birlikte ortadan kalkması ve tarihe karışmasıdır. Türk siyasal sistemi, bürokratik cumhuriyetten halk cumhuriyetine doğru bir dönüşüm geçiriyor. Başkanlık sistemi burada milli iradeyi, demokrasiyi, halk cumhuriyetine doğru geçişi simgelerken, bu dönüşüme gösterilen direniş ise statükoya, bürokratik cumhuriyete karşılık geliyor. 17-25 Aralık darbesi, yargı içindeki bir grubun, cemaat yapılanmasının darbe girişimi değildi; eski devletin, bürokratik cumhuriyetin ortak darbe denemesiydi; Kemalist sosyoloji de bu darbeye destek oldu. 30 Mart ile 10 Ağustos seçimleri, bürokratik cumhuriyete karşı halk iradesinin ve demokrasinin zaferi olarak tarihe geçti. Ancak bu seçim zaferleri, vesayet sistemini tümüyle ortadan kaldırmaya yetmedi. Mevcut siyasal sistem, bürokrasinin kayıtsız şartsız egemenliği üzerine bina edilmiş durumda. Bu yapı, köklü bir şekilde dönüşüme uğratılmadan bürokratik vesayetten kurtulmak imkânsız. Başkanlık sistemi, bürokrasinin kayıtsız şartsız egemenliğini ortadan kaldıracak tarihi bir dönüşüm hamlesidir. Bu geçişi sağlamadan, bürokrasinin seçilmişler üzerindeki etki ve gücü kırılamaz; dışarıdan beslenen vesayet sistemi, ilk fırsatta yeniden hortlar. Başkanlık sistemi, Türkiye'yi ekonomisi ve demokrasiyle sağlam bir halk cumhuriyetine taşır, vesayetin beslendiği kaynakları kurutur. Demokrasiden yana olanların başkanlık sistemi dışında da önerileri kuşkusuz olabilir; ama kimse, bürokrasinin kayıtsız şartsız egemenliğine göre dizayn edilmiş bu idari sistemi demokrasi adına savunamaz, savunmamalı.

  • Abone ol