ABD, 2018 mali yılı savunma bütçesinden PKK’nın Suriye kolu PYD’ye tam 500 milyon dolar ayırdı. Bu paranın 393 milyon dolarlık kısmı PYD’ye silah ve ekipman olarak, geri kalan kısmı ise nakit olarak verilecek.

Pentagon, vakit geçirmeden bu silahların teslimine başladı bile.

PYD’ye verilmeye başlanan silahlar ise şöyle: 12 bin adet Kalaşnikof marka tüfek, 6 bin adet makineli tüfek ve 3 bin 500 adet ağır makineli tüfek, 3 bin adet Amerikan yapımı RPG-7 ve bin adet AT-4 tanksavar, değişik kalibrelerde 235 adet havan topu, 100 adet keskin nişancı tüfeği, 450 adet PV-7 tipi gece görüş dürbünü ve 150 adet kızılötesi lazer aydınlatıcı dürbün.

Bu rakamlara bakıldığında ABD’nin Suriye’deki terör örgütü PKK’ya bağlı güçlerinden butik bir ordu kurduğu açıkça görülecektir. Bunun bir adım sonrası ise terör devleti olacak.

ABD’nin terör örgütlerine verdiği bu desteğin -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington’da ifade ettiği gibi- küresel mutabakata uygun olmadığı ortada.

PKK/PYD-YPG’nin, ABD bütçesinden silahlandırılması bölge için kanlı yeni bir sürecin başlayacağını da gösteriyor. Ve bu durum diplomatik tepkilerle geçiştirilmeyecek kadar da önemlidir. ABD’nin bölgedeki hesaplarına karşılık Türkiye’nin kendi hazırlıkları, hamleleri, manevraları gündemde olmalıdır.

Milli Güvenlik Kurulu’nun, tarihinde ilk kez ABD’ye “ültimatom” niteliğindeki bir bildiriyle tepki göstermesi Ankara'nın, en azından bu durumun vahametinin farkında olduğunu gösteriyor.

Durumun ciddiyetini anlamakta zorlananlar için tekrar hatırlatmakta fayda var; MGK bildirisinin ardından ABD’nin, söz konusu silahların listesinin Ankara’ya verileceği yönündeki açıklaması tamamen Türkiye’yi yatıştırma, uyutma amaçlıdır. Amerikan yönetimi bu taktiği uzun süredir kullanıyor; PYD’yi Münbiç’e çıkmamak üzere yerleştirenin, Türkiye’ye verilen sözleri tutmayanın ABD yönetimi olduğu unutulmamalı.

Pentagon’un perde gerisinden Türkiye’yi terör sopasıyla hizaya getirmeye çalıştığı da sır değil. Türkiye’de yaşanan terör hadiselerinin arkasında Pentagon bağlantılı istihbarat servisleri var. Bu kirli ilişkiler tüm çıplaklığıyla ayyuka çıkmıştır.

ABD’nin verdiği/vereceği hiçbir söze itibar edilmemelidir; zira ABD’nin bölge stratejisi, Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eder niteliktedir ve şu ana kadar da Washington’ın bu stratejiden vazgeçeceğini gösteren hiçbir emare yoktur.

Türkiye bu stratejiye direnmez ve Fırat Kalkanı harekatı gibi operasyonların devamını getirmezse, ABD’nin uygulamaya koyduğu bu stratejiyi önlemekte geç kalabilir. Bunun da Türkiye için nelere mal olacağını herkes aşağı yukarı tahmin ediyor.

ABD yanı başımızda bir terör ordusu kuruyor ve ardından da bu orduyu bir terör devletine dönüştürecek. Bu süreci engellemek hâlâ Türkiye’nin elinde. Ama doğru, yerinde, cesur adımlar atması şartıyla.

  • Abone ol