24 Haziran’a sayılı günler kala muhalefetin cumhurbaşkanı adayları sapır sapır dökülüyor. Seçim kampanyasını yalan, hile, iftira üzerine bina eden CHP adayı Muharrem İnce’nin suçlamaları yatsıyı bulmadan yalan çıkıyor. Seçimlerde aday olup olmadığı dahi fark edilmeyen İP’in adayı Meral Akşener’in, gündeme gelmek için yaptığı tehdit ve şantaj yüklü konuşmaları da nafile kalıyor.

Muhalefet ülkeyi nasıl yöneteceğini değil, daha çok Erdoğan’ı nasıl devireceğini, ülkeyi ayağa kaldıran büyük yatırımları nasıl durduracağını anlatıyor millete. Türkiye hiç bu kadar yalan, iftira içeren, tamamen karalamaya dayalı, kurgu haberlerle desteklenen çirkin bir seçim kampanyasına şahit olmamıştı.

Öyle ki yalanlarını ispat etme gibi bir sorumluluğa dahi kulak asmadan her günü yeni bir yalanla, iftirayla başlıyorlar. CHP adayı İnce’nin yalanları akşama çıkmıyor ama maşallah o kadar yüzsüz ki, birini ispat edemeden diğer bir yalana geçiyor. İnce, adeta kendi yalanlarıyla yarışıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim kampanyası ise tamamen milletin gönlünü fethetmeye dönük. Bunun için zorlama hiçbir şey yapmıyorlar. Erdoğan ekibiyle birlikte ülkeyi karış karış geziyor, bu ülke için ne yapacağını anlatmaya gayret ediyor. Mümkün oldukça milletin evine misafir oluyor; iftarı, sahuru vatandaşla beraber geçiriyor.

Erdoğan’ın bu performansı AK Parti’nin bütün adaylarını da olumlu etkiliyor. Bütün AK Partili adaylar çarşıda, pazarda, sokakta vatandaşlarla temas kurmaya çalışıyor.

Erdoğan son derece pozitif bir seçim kampanyası yürütüyor. Ciddi olduğu kadar rahat, esprili, neşeli bir yüzle milletin karşısına çıkıyor. Meydanlarda, televizyonlarda sadece ne yapacağını anlatıyor. Dinleyenleri sıkmıyor. 16 yıllık tecrübenin getirdiği birikimle ülkenin önündeki ekonomik sorunları nasıl çözeceğini, ülkeyi kalkınma yoluna nasıl sokacağını ve büyüteceğini, devletin bekasını nasıl sağlama alacağını dili döndükçe anlatıyor.

Vatandaşların buna aklı yatar veya yatmaz, beğenir veya beğenmez, az veya çok oy getirir; önemli olan zaten millete ne yapacağını anlatabilmek ve ülkeyi yönetmeye talip olmanın getirdiği sorumlulukla davranabilmektir. Erdoğan, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bütün sorunların ağırlığıyla, ciddiyetiyle, sorumluluğuyla konuşuyor. Millet ciddiyete değer verir. Seçmen emek verene, ter dökene, çalışana, samimi ve dürüst olana teveccüh gösterir.

Maalesef muhalefet adayları henüz bu ciddiyete ulaşmış değil.

Tabii bunda muhalefet adaylarının seçim kampanyasını yönlendiren FETÖ’nün büyük etkisi var. Siyaset ahlakını FETÖ’den öğrendikleri için sık sık gerçeğe değil yalana, doğrulara değil hileye başvuruyorlar. FETÖ’den öğrendikleri temel siyaset dersi “yalanın büyüğünü konuşmak” olduğundan, her yeni güne daha büyük bir yalanla, iftirayla başlıyorlar.

Bu taktikle geçmişte kamuoyunu şaşırtarak bazı şeyleri başarmış olabilirler. Fakat, millet artık gerçeği yalandan, doğruyu yanlıştan rahatlıkla ayırabilecek güce sahip. 15 Temmuz darbe girişimi her kesimden insanı yeterince aydınlattı. Darbecilere sokakta geçit vermeyen vatandaş, sandıkta da darbecilerin siyasi uzantılarına gereken dersi verecektir.

  • Abone ol