Andrew Brunson ve Deniz Yücel örnekleri, Türkiye’nin casuslar için cennet olmaktan çıkmaya başladığını gösteriyor. Yabancı istihbarat servislerine yönelik son yıllarda artan sıkı markaj gerek dışarıda gerek içeride tepki uyandırmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve yardımcısı Mike Pence’in, bu konu üzerinden Türkiye’ye yaptırım tehdidinde bulunması sadece iki ülke ilişkilerinde uyutulmaya terk edilen krizin yeniden canlanmasını sağladı. Brunson krizi, Türk-Amerikan ilişkilerinde son yıllarda art arda yaşanan kırılmaların simgesel bir tezahüründen ibaret.

15 Temmuz darbe girişiminde ABD bağlantısı, Pensilvanya’nın ABD yönetimi tarafından hâlâ himaye görmesi, Sarraf davası, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın yargılandıktan sonra mahkum edilmesi ve PKK/PYD’ye giden binlerce TIR dolusu silah Türkiye’nin rahatsızlığını yansıtan belli başlı kırılma noktalarını oluşturuyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere seyirci kalmaması, ABD politikasından ayrı bir yol izlemesi; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat Kalkanı harekatı ve Zeytindalı operasyonuyla Afrin’e girmesi; ABD’nin “müttefik” olarak ilan ettiği PYD’ye karşı Ankara’nın müsamaha göstermemesi, güney sınırlarımızdaki terör devleti oluşumuna fiili olarak müdahale etmesi; Ankara’nın Rusya ve İran ile yakın ilişkiler geliştirerek Suriye’de ABD’nin karşısına dikilmesi, milli savunmasını güçlendirmek için Rusya’dan S-400 füzeleri sipariş etmesi; son olarak da Trump’ın Kudüs kararına karşı Erdoğan’ın İstanbul’da İslam dünyasını toplaması Washington’ın rahatsız olduğu noktaların belli başlıları.

Bu başlıklara bakıldığında Andrew Brunson’ın yargılanmasının iki ülke ilişkilerinde çok küçük bir ayrıntı olarak durduğu görülecektir.

Türkiye, zaten uzun süreden beri var olan bir krizi kontrollü bir şekilde yönetmekte, gerek içeride gerek dışarıda kendi tedbirlerini küçük küçük almaktadır. ABD ile ilişkiler “stratejik” niteliğini çoktan yitirmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke arasındaki krizi yönetilebilir seviyede tutmaktadır. Küresel güçler, en çok da Erdoğan’ın bu diplomatik becerisinden rahatsızlık duyuyor. Erdoğan soğukkanlılığını yitirmediği gibi ilişkilerde taktik becerisini konuşturuyor. Batı hiçbir zaman Ankara’dan istediğini alamıyor. ABD’nin istediği zaman darbe yapabileceği, tehditle-şantajla istediğini elde edebileceği bir ülke değiliz artık; önemli olan bağımsız ve güçlü Türkiye’dir. Ankara da bu yolda sağlam adımlarla ilerlemeyi sürdürüyor.

  • Abone ol