Yabancı medyanın gündeminde zengin Türklerin ülkelerini terk ettiği haberi vardı. 2018’de bazı varlıklı Türkler, servetlerini Birleşik Arap Emirlikleri, Londra ve dünyanın değişik ülkelerine götürmeyi tercih etmiş. Kimi aileler de yatırımlarını başta Malta olmak üzere İspanya, Portekiz gibi ülkelere aktararak bu ülkelerin vatandaşlığına geçmiş.

Öncelikle şunu belirtelim; Türkiye özgür bir ülke, dünya da bu tür servet aktarımına, vatandaşlık geçişine müsaade ediyor, ortam sunuyor. Kanunlarımız müsaade ettikten sonra, yasalara aykırı bir hareket söz konusu olmadığı müddetçe yapacak bir şey yok.

Fakat bu ailelerin varlıklarını yurtdışına kaçırmalarının sebepleri de doğru analiz edilmek zorunda. Medyada dolaşan yorumlara bakıldığında, bu ailelerin, kendilerini güvende hissetmemeleri nedeniyle varlıklarını dışarı kaçırdığı yorumları yapılıyor. Gerçekten böyle mi?

Buradaki asıl soru bence şu olmalı: Varlıklarını tehlikede gördükleri için mi gidiyorlar, yoksa bağlı oldukları küresel sermaye ağının dayatması, baskısı sonucu mu bu kararı aldılar? Adı geçen zengin aileler ve gruplar “yerli” ve “milli” sermayeyi mi temsil ediyorlar? FETÖ’nün etkin ve hakim olduğu dönemde ülkelerini terk etmeyi düşünmemeleri, işlerine güçlerine bakmaları ayrıca düşündürücü değil mi?

Varlıklarını kazandıkları, zenginleştikleri, servetlerine servet kattıkları ülkelerine, vatanlarına karşı anlaşılan hiçbir sorumluluk duygusu taşımıyorlar. Belli ki, bu zengin aileler milli niteliklerini çoktan kaybetmiş, küresel sermayenin uzantısı haline gelmişler. Bir anda vatanlarını bırakacak kıvama, ülkelerinden vazgeçecek hale gelmeleri başka türlü nasıl açıklanabilir? Demek ki, bu sermayecilerimizin vatanı çoktan küresel sermaye olmuş. Ne ülke, ne millet biliyorlar artık.

Batı sisteminin, Türkiye’yi yaşanmaz kılma mücadelesinde bazı zengin aileleri, bir kısım sermaye grubunu kullandığı artık sır değil. Bu amaçlarına ulaşmalarına ramak kalmıştı ki, millet, bu kötü gidişatı engelledi. Erdoğan liderliğindeki devlet aklı, bekasını tehdit eden girişimlerin önünü alarak Türkiye’yi yeniden yaşanılabilir istikamete soktu. Devleti ele geçirme operasyonları başarısız olunca, işbirlikçi sermaye çevreleri de yurtdışına kaçışlarını bugün “kendimizi güvende hissetmiyoruz” yalanıyla kılıflandırmaya çalışıyor.

Önemli değil; Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçirme, çökertme ve ülkeyi işgale açık hale getirme girişimleri başarısızlığa uğratıldı. Bu gerçeğe karşı yapabilecekleri bir şey yok; ancak böyle, küresel sermayenin “psikolojik harekatı”nın ucuz bir parçası olabilirler, ellerinden fazla bir şey gelmez. Çok şükür, Türkiye artık hiç olmadığı kadar herkes için güvenli bir ülke.

  • Abone ol