1945’den bu yana gündemde olan Kore sorunu geçtiğimiz günlerde yeniden krize dönüşme potansiyeli sergiledi. Trump başkanlığındaki Amerika’nın Suriye ve Afganistan’a yaptığı gibi Kuzey Kore’ye de müdahale edebileceği endişesi doğdu. Ama neyse ki gerilim müdahale olmadan ve bir nükleer savaş tetiklenmeden atlatıldı. Kuzey Kore’nin uzun menzilli füze denemeleri Güvenlik Konseyi kınaması ve yeni yaptırım tehdidi açıklamasıyla geçiştirildi.

Bu açıklama Kuzey Kore’yi caydırmaya yeter mi, Çin’in uyarıları işe yarar mı göreceğiz. Ancak kabul etmek gerekir ki Kuzey Kore elinde ciddi bir güç topladı, nükleer silah taşıyabilecek uzun menzilli füzeler geliştirdi. Daily Mail gazetesinin güvenlik uzmanlarına 15 Nisan Güneş Günü resmigeçitinden hareketle yaptırttığı analize göre Pyongyang yeni nesil kıtalar arası balistik füze sistemleri üstünde çalışıyor. Denediği füzeleriyle dahi 2000 kilometreye ulaşabiliyor.

***

Bu menzil ve yetenek büyük bir olasılıkla ABD’yi vurmasına yetmez ama ABD’nin onu vurmasına gerekçe oluşturabilir. Çünkü söz konusu olan sadece ABD müdahalesi ve desteğiyle kurulmuş olan Güney Kore’nin bekası değil, aynı zamanda Japonya’nın kendisini savunmak için nasıl bir strateji geliştireceği de.

Eğer Japonya 1910’dan 1945’e kadar yönettiği bu topraklardan kendisine yönelik bir tehdit algılayacak, daha da önemlisi bu tehdidin “müttefiki” Amerika tarafından bertarafa edileceğine inanmazsa, kendi başının çaresine bakmayı tercih edebilir. Bu da Washington’dan bakıldığında II. Dünya Savaşı sonrasında kurgulanmış olan güvenlik mimarisinin çöküşü anlamına gelir.

Çin ile arasında zaten bazı adaların sahipliğinden doğan ihtilaflar olan Japonya’yı (bir de bu ülkenin desteğine sahip Kuzey Kore’nin elde ettiği nükleer gücü siyasetinin aracı olarak kullanabilme imkanına kavuşması) nükleer silah edinmeye, kendi güvenliğini kimseye havale etmeden sağlamaya yöneltebilir. Bu da Amerika açısından sonuçları kestirilemeyecek tatsız bir jeopolitik gelişme olacaktır.

Ayrıca, Kuzey Kore’nin silahlanması, silahlanmasına ve bu silahları muhtemel hedeflerine ulaştırabilecek araçlara sahip olmasına ABD’nin “yeterince” tepki vermemesi başka ülkelerin, daha doğrusu İran’ın aynı yoldan gitmesine neden olabileceği de bir başka gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Pakistan ve Hindistan’ın nükleerleşme denemelerinden gereken dersleri çıkarmış olan İran’ın Kuzey Kore deneyiminden ders çıkartmaması pek çok uzmana göre imkansızdır.

Tüm bu nedenler ve Amerika’nın yeni başkanının öngörülemez inisiyatifler geliştirmesi yüzünden Kore yarımadası ciddi bir güvenlik tehdidi olarak karşımızda durmaktadır. Üstelik Trump Kuzey Kore’ye  ile dünya siyasetiyle ilgisi olmayan nedenler yüzünden müdahale etmeyi de düşünebilir. Kaldı ki Kuzey Kore’nin en az Trump kadar öngörülemez “lideri” Kim Jong-un’nun psikolojik ya da başka sorunları da ABD’ye isteği bahaneyi sağlayabilir.

***

Kore bize çok uzak, dünyanın öbür ucunda diyebilirsiniz. Gerçekten de çok uzak ama Kore karışırsa biz de bu karışıklıktan etkilenebiliriz. Unutmayalım ki 25 Haziran 1950’de Kuzey Kore güçlerinin Güney’in provokasyonları sonucunda ABD ile Sovyetler Birliği arasında 1945’de varılan mutabakatla sınır olarak belirlenen 38’inci paraleli aşması büyük bir savaşın çıkmasına neden olmuş, Çin’i doğrudan, Sovyetler’i dolaylı olarak içine çekmişti.

II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehdidi karşısında yalnız bırakılmaktan çekinen Türkiye ise NATO’ya girmek amacıyla BM’in Kore’ye ilişkin tartışmalı (alınma biçimi yüzünden) 83 sayılı kararına dayanarak bu ülkeye asker göndermiş, dünyanın öbür ucundaki Kore Savaşı 163’ü kayıp sayılanlar olmak üzere 904 askerimizin ölümüne, 2068’inin yaralanmasına yol açmıştı. Diğer yandan savaş ABD çevreleme stratejisinin değişmesi sonucunu doğurmuş, biz de bu değişimin neticesinde Yunanistan ile birlikte 1952’de NATO ittifakının üyesi olmuştuk..

  • Abone ol