Makedonya, hemen herkesin bildiği gibi, Balkanlardaki küçük ülkelerden biri. Toplam nüfusu 2 milyonu biraz geçiyor. Yüzölçümüyse 25 bin 713 kilometre kare. Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova, Sırbistan, Yunanistan ile komşu. Tarihi ve içinde barındırdığı etnik gruplar yüzünden hepsiyle sorunlu ya da sorunlu olma potansiyeline sahip.

Kabaca beş yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası olarak yaşayan Makedonya 19. Yüzyıldan başlayarak Bulgar ve Sırp milliyetçiliğinin iştahını kabartmış bir yer. Zamanında Bulgaristan ile Sırbistan arasında ciddi çekişmelere sahne olmuş. Yunanistan deseniz adından bile mutsuz. Bu yüzden BM dahil pek çok uluslararası örgütte ülke diğer sıfatlarıyla birlikte anılarak tanımlanıyor.

***

Arnavutluk ile olan sorunu nüfusunun yaklaşık yüzde 25’ni oluşturan Arnavutların geleceğine ilişkin tartışmalardan kaynaklanıyor. “Makedonlar” Arnavutların Kosova ve Arnavutluk ile birlikte büyük bir Arnavutluk kuracağından endişe ediyor, ülkenin bölünebileceğini düşünüyor. Haksız olduklarını söylemek zor. Ülkenin kısa tarihi “Makedonların” endişelerini destekleyecek örneklerle dolu.

Ancak onların endişeleri Arnavutları daha fazla “milliyetçi” olmaya, taleplerini etnik aidiyetleri üstünden dillendirmeye teşvik ediyor. İstikrar bir ölçüde dışarıdan yapılan siyasi müdahaleler, AGİT ve NATO gözlem güçleri, AB ve NATO üyeliği sözleriyle sağlanıyor. Mali yardımların da istikrara bir ölçüde katkıda bulunduğuna şüphe yok. Fakat pek çok bölge ülkesinin sinir uçlarına dokunan Makedonya sorununun çözülebildiğini, hatta yönetilebildiğini söylemek mümkün değil.

Çünkü Balkanlar her zaman olduğu gibi şimdi de büyük devletler arasındaki güç mücadelesinin kullanışlı bir platformu. Makedonya gibi bir sorunun varlığı ne yazık ki dünyayı sıfır toplamlı gören büyük devlet mantığı içinde anlam ifade ediyor. Rusya bariz bir şekilde istikrarsızlığa oynuyor. Slav dayanışmasına yaslanıyor. NATO’yu bölgeden mümkün olduğunca ve olduğu oranda uzak tutmaya çalışıyor. ABD de ittifakın sürekli genişleyen güvenlik alanındaki boşlukları doldurmaya çalışıyor.

Kısacası günümüzdeki anlamıyla “Makedonya sorunu” büyük devletlerin rekabeti, bölge ülkelerinin etnik-tarihi hassasiyeti ve tabii ki kendi içinde barındırdığı kırılganlıklar üstünden her gün yeniden inşa ediliyor. Çözümü zor ama istikrarı gerekli. Makedonya’nın 2001 yılında yaşadığına benzer bir krizi bir daha kaldırması, toprak bütünlüğünü koruması imkansız. Sorunun kontrolden çıkması, Bosna da dahil bölgede zar-zor korunan dengelerin çökmesine yol açabilir.

***

Bu yüzden “sağcı” olarak adlandırılan grupların geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği parlamento baskını hafife alınmamalı. Aralık ayında yapılan seçimlerden bu yana kurulamayan hükümetin kurulması, ülkenin istikrara kavuşması için herkes elinden geleni yapmalı. Türkiye’nin zaten yeterince sorunu var diyebilirsiniz ama Makedonya sorununa da eğilmesinde, ülkenin istikrarının sağlanmasına katkıda bulunmasında büyük yarar var.

Unutmayalım ki orada da sayıları 100 bine yaklaşan Türk var. Ayrıca Balkanların istikrarsızlığı bizi de etkileme potansiyeli taşıyor. Ankara isterse yakın geçmişte olduğu gibi taraflar arasında arabuluculuk, kolaylaştırıcılık rolü oynayabilir. Hem kendi imajına, hem de bölgeye katkıda bulunur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi ve Washington ajandasına Makedonya sorunu da katılabilir.

Belli ki Büyük İskender üstünden ulus yaratma projesinin başkent Üsküp’teki abartılı ve biraz da ucuza kaçan “anıtsal” heykellerin bolluğuna rağmen başarılı olma şansı zayıf. Makedonya’nın yeni bir Ukrayna ya da Suriye olmamak, bölgeyi de peşinden sürüklememek için desteğe ihtiyacı var…

  • Abone ol