Seçim kampanyalarında, verdiği mülakatlarda ve işbaşına geldiği zaman hayata geçirdiği politikalarda açıkça İslam karşıtı bir tutum izleyen ABD Başkanı Donald Trump ilk yurtdışı ziyaretini paradoksal bir şekilde Suudi Arabistan’a yaptı ve daha da ilginci, Müslüman çoğunluklu ülkelerden gelen başkanlara, bakanlara ve üst düzey yetkililere hitap etti.

Ziyaretinin odak noktasında terörizm ve İran’a karşı duyduğu güvensizlik vardı. İkinci gündem maddesiyse Suudi Arabistan’a ve büyük bir olasılıkla diğer Körfez ülkelerine ABD’nin yapacağı silah satışlarıydı. Trump hem satış yaptı hem de Suudilerin, hatta genel anlamıyla Müslüman dünyanın gönlünü aldı.

Yanılıyor olabilirim ama takip edebildiğim kadarıyla eşinin giyimi ve “zarafeti”,  daha önce yaptıkları ve söylediklerinden daha fazla tartışıldı, bölgede daha büyük yankı buldu. Arap dünyası belli ki Trump’ı affetti. Geçmişin üstüne sünger çekmeyi, seçim kampanyası sırasında söylediklerini hatırlamamayı ve hatırlatmamayı tercih etti.

Umarız Trump da Cidde ve hatta Beytülrahim ziyaretleri sırasında takındığı “siyasi olarak doğru” diyebileceğimiz tavrını sürdürür, konuşmaları ve uygulamalarıyla Müslümanları bundan sonra rencide etmez. Müslüman ülkelerden gelenlere karşı toptancı yasaklar koymaya kalkmaz. Yine umut bu ya belki bundan sonra mezhepsel yarıkları derinleştirmek yerine kapatmak gibi bir politika da benimser.

Çünkü dünyanın daha fazla gerilime, daha derin siyasi çatlaklara ihtiyacı ve tahammülü yok. İran da ötekileştirileceğine sisteme entegre edilmeli, yayılma eğilimleri farklı yöntemlerle dengelenmeli. Ayrıca IŞİD’e, El Kaide’ye ve diğer terör örgütlerine karşı mücadele de sadece askeri alanda verilenle kazanılmaz. IŞİD’i Rakka’da, Musul’da yenilgiye uğratsanız, gönülleri kazanmadığınız takdirde, karşınıza başka yerlerde çıkmasına engel olamazsınız.

***

Trump’ın sürdürmesi gereken bir başka tavır da Filistin sorununa, sorunun çözümüne karşı gösterdiği (göstermelik dahi olsa) hassasiyettir. Başkent meselesinin gündeme getirilmemiş olması dahi önemlidir. Bu hassasiyetin devamı, sorunun çözümü, Arap dünyasıyla İsrail’in barışması, Cidde’den Tel Aviv’e doğrudan uçuşların başlaması için mesela Arap Barış İnisiyatifi’ne destek vermesi gerekmektedir.

Filistin sorunun çözüm parametreleri bellidir ve konu Netanyahu’nun insafına bırakılamayacak kadar önemlidir. Trump, eğer gerçekten Filistin sorununu çözmek, Müslüman dünyanın gönlünde taht kurmak, bu zamana kadar söylediklerini ve yaptıklarını unutturmak, daha da önemlisi inancı şiddetinin meşruiyet zemini yapan terör örgütlerinden kurtulmak istiyorsa elinin altında ciddi bir müktesebat bulunmaktadır.

BM Güvenlik Konseyi kararları, Ortadoğu Dörtlüsü’nün Yol Haritası, Suudi Arabistan’ın yıllar önce ortaya koyduğu Arap Barış İnisiyatifi, Oslo ve Taba mutabakatları var olan müktesebatın ilk anda aklan gelen sadece birkaç örneğidir. Trump’ın damadı ve özel temsilcisi aracılığıyla tekerleği yeniden keşfetmeye değil sistemi harekete geçirmeye ihtiyacı vardır.

Diğer yandan Trump’ın aklında her ne kadar ticaret ve evde bıraktığı siyasi sorunlar olsa da ilk resmi ziyaretini Müslüman dünyanın kalbine yapmış olması olumludur. ABD bu ziyaret sayesinde güven de tazelemiştir. Ümit ederim bu güven uzun soluklu olur, Trump sadece alan tarafı değil aynı zamanda veren tarafı da temsil eder. Ancak itiraf etmeliyim ki benimki sadece bir ümit, şimdilik hiçbir gerçekçi zemine ve veriye dayanmıyor...    

  • Abone ol