Kısa bir molanın ardından Kıbrıs müzakereleri tekrar başladı ve taraflar 28 Haziran Çarşamba günü Crans-Montana’da buluşmak, İsviçre’nin ev sahipliğinde BM’in davetine icabet etmek üzere sözleşti. Beklenti yıllardır sürdürülen müzakerelerin artık burada bitmesi, tarafların mümkünse uzlaşması, mümkün değilse ayrılığın koşullarını konuşmak için randevulaşması.

Ancak iki seçenek de pek olası gözükmüyor. Her şeyden önce Rum tarafı, Türkiye’nin ve Türk tarafının tüm iyi niyetine rağmen, henüz uzlaşmaya hazır değil. Rum tarafında yayınlanan Cyprus Mail gazetesi daha dün Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in negatif ve Türkiye’ye şart koşan açıklamalarından dolayı sorunu çözmeye niyeti olmadığı gözlemini okuyucularıyla paylaştı.

Cyprus Mail editörlerinin vurguladığı gibi uzlaşmaya niyeti olan biri karşı tarafın veremeyeceği şeyleri istemez, Türk askerlerinin adadan çekilmesini, garanti sisteminin kategorik olarak bitmesini talep etmez. Müzakereye açık kapı bırakır, uzlaşmaya zemin hazırlar.

***

Ama ne yazık ki gelecek hafta İsviçre’ye gidecek ve sorunun çözümünü orada muhataplarıyla müzakere edecek olan GKRY Cumhurbaşkanı karşısındakilerden imkansızı isteyerek müzakerelerin daha başlamadan bitmesini sağlamaya çalışıyormuş, çözümden çok seçimlere yatırım yapıyormuş izlenimi veriyor.

Oysa iyi niyet ve siyasi fedakarlık olmadan böylesi bir sorunu çözmek mümkün değil. Rum kesimi ve özellikle Anastasiadis farkında olmasa da akıntıya karşı kürek çekilen bir süreçten söz ediyoruz. Benzeri sorunu olan hemen herkes ayrılık isterken Kıbrıs birleşmek, eski yaralarını sararak bir arada yaşamaktan bahsediyor.

Unutmayalım ki Kıbrıs adası üstünde biri pek tanımamış olsa da iki egemen devlet var, iki de egemen üs. Yıllardır bu iki egemen devlet bir araya getirilmeye, 1960’dakine benzer, ancak bu sefer iki kesimli bir devlet oluşturulmaya çalışılıyor. Devletin doğru kurgulanması ve kurulması halinde iki tarafın da, dünyanın geri kalanın da bu birliktelikten yararlanması mümkün.

Fakat zorla bir araya gelmeleri mümkün değil. Bu yüzden de her iki tarafında içine sinecek bir devletle işler bir sistemin yaratılması gerekiyor. Türk tarafının beklentileri belli. Her şeyden önce güvenlik, etkin garantiler ve siyasi eşitlik talep ediyorlar. Arzuları kendi hayatlarını ilgilendiren kararlar üstünde söz sahibi olmak.

Rumlar bu taleplerin somut olarak ne anlama geldiğini çok ama çok iyi biliyorlar, masada muhataplarına kendi görüşlerini kabul ettirseler bile referandumda halk tarafından onaylanmayacağını da görüyorlar. Ayrıca Türkiye üstünde AB üyeliğinden doğan etkilerinin kalmadığının, dolayısıyla baskı kuramayacaklarının da farkındalar. Ama yine de maksimalist taleplerinde ısrarcılar.

***

Bu sorunu yıllardır içinden takip eden ve BM parametreleri çerçevesinde çözülmesi için çok da çaba harcamış olan Mete Hatay’ın sosyal medya hesabında belirttiği gibi, Rum tarafının çözümden anladığı Türklere yüzde 29+ değil yüzde 21’lik bir toprak bırakılması, bu oranın federal hükümetin yönetimine geçecek yerlerle birlikte yüzde 28’e kadar çıkması.

Oslo merkezli düşünce kuruluşu PRIO uzmanlarından olan Hatay, “Kıbrıslı Rum resmi zevatı için çözüme yaklaşma demek Türkiye’nin garantörlüğünün ortadan kalkmasıdır, askersiz bir Kıbrıs’tır, göçmenlere mallarıyla ilgili birinci karar verme hakkının Rumlara tanınmasıdır, dönüşümlü başkanlık ise mevzubahis değildir, yani Başkan ve Başkan Yardımcısı olması ve bu iki mevkie de karışık oy kullanılmasıdır” diyor.

Eğer Hatay’ın tespitleri doğruysa, ki bence doğru, çözüm Crans Montana’da da gerçekleşmeyecek demektir. Ama umarız bir mucize olur ve Rum tarafı yakaladığı bu tarihi fırsatı kaçırmaması gerektiğini son anda idrak eder. Yeni krizlere ve gerilimlere kapılar kapanır, iki halk tüm dünya için yeni bir emsal yaratır. O da olmazsa artık gerçekten ayrılığın, iki devletli çözümün koşulları konuşulur. Hemen değilse bile yakın bir gelecekte...

  • Abone ol