Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye yeni yaptırımlar öngören tasarı geçtiğimiz günlerde Başkan Trump tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Bilindiği gibi Rusya’nın ilk tepkisi 755 Amerikalı diplomatın ülkeyi terk etmesini istemesi oldu. Moskova, ayrıca İran ile yeni yaptırımlara karşı bir anlaşma imzaladı. Çok büyük olasılıkla yakında Amerika kökenli şirketlere karşı da doğrudan ya da dolaylı müeyyide uygulanacaktır. Başbakan Medvedev açıklamasını şimdiden yaptı bile.

İki ülke arasındaki krizin derinleşmesi, gerilimin artması olasılığı hiç az değil. Suriye sorununun yönetimi her an kontrolden çıkabilir, Ukrayna yüzünden ilişkiler daha da zorlanabilir. Baltık bölgesi, Gürcistan ve hatta Karadeniz yeni gerilim ya da krizlere yol açabilir. Amerika’nın iç siyasetindeki devinimin de iki ülke ilişkileri üstündeki etkisi ağır olabilir. Unutmayalım ki ABD için için kaynıyor, ucu bize de dokunabilecek gelişmeler yaşanıyor. Kremlin’in Trump’ın seçim kampanyasına muhalifi Clinton’u yıpratarak verdiği söylenen destek yüzünden her an her şeyin olabileceğini varsaymak zorundayız.

***

Diğer yandan Rusya ile ilişkiler kadar olmasa da ABD’nin AB ile ilişkilerinde de Rusya ve İran ile olan hesaplaşma yüzünden ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Çünkü Rusya’ya uygulanacak yaptırımlardan bu ülkede (özellikle enerji alanında) yatırımı olan ve/veya yapacak üçüncü ülke, dolaysısıyla da Avrupa şirketlerinin de zarar göreceği düşünülüyor. Söz konusu yasa çerçevesinde ikincil yaptırımlar zaten öngörülüyor.

Bu da bir devletin egemenlik yetkisinin taşması, başka bir ülkenin egemenlik alanına müdahale edilmesi anlamına geliyor. Ancak ABD böylesi uygulamaları daha önce de hayat geçirdiği ve sonuçlarından zarar görmediği için yine yapabileceğini, sonunda AB kökenli şirketleri kendi yasalar düzenlemeleri çerçevesinde yönlendirebileceğini biliyor. Fakat AB’nin de sabrı taşıyor. Henüz ortada ortak bir politika yok ama çağrılar mevcut. Komisyon Başkanı Junker ve Almanya Başbakanı Merkel yasa daha tasarı halindeyken kaygılarını dillendirmişti.

İkinci nedense İran’a karşı uygulanacak yaptırımlar. İran ekonomisinin dünyaya açılmasından yararlanmak isteyen pek çok AB ülkesi ve şirketi ABD’nin irrasyonel görünen tavrından rahatsız. Bir yanda Suudiler ile birlikte İran’a yaptırım uygulayıp onu entegre olmaya başladığı uluslararası sistemden soyutlamaya, hırçınlaştırmaya, hatta belki de salgınlaştırmaya çalışan bir Trump yönetimi, diğer yandan da Trump’ı zorlamak için sürekli tedbir alan bir Kongre var.

AB ise iki yıl önce altına imza koydukları İran’ın nükleer silah edinmesine sınır getiren anlaşmanın (resmi kısalmasıyla JCPOA’nun) uygulanmasından memnun. İran’ın koşulları yerine getirdiğini söylüyorlar. UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) da yaptığı altı denetlemeyle AB’nin bu iddiasını destekliyor. Ama belli ki ABD yönetimi aynı kanıda değil. Trump’ın da, önde gelen senatörlerin de yapmış olduğu açıklamalar ABD’nin bu antlaşmadan çıkmak istediğine işaret ediyor.

Bazı uzmanlar bunun mümkün olmadığını, ABD çıksa bile çıkmasının antlaşma üstünde sonuç doğurmayacağını iddia ediyor. Ki haklı olabilirler. ABD’nin antlaşmadan çekilmesi gerçekten de hukuksal sonuç doğurmayabilir. Ancak fiili sonuç doğurur. ABD sadece çekilmekle kalmayacağı için yeni yaptırımları ve kaldırmakta direnecekleriyle hem ABD-İran ilişkilerinin daha da gerilmesine, hem de AB ile olan hassas dengenin iyice sarsılmasına yol açar.

***

Alman haber ajansı DW’nin haberine göre Trump’ın Ekim ayında Kongre’yi İran’ın anlaşmaya uyumu konusunda bilgilendirmesi gerekiyor. Daha önce iki defa istemeye istemeye ve büyük ölçüde kendi Dışişleri Bakanlığı’nın ısrarı yüzünden olumlu rapor veren Trump Yönetimi’nin bu kez aynı esnekliği göstermeyebileceği, Beyaz Saray’da İran’a nasıl yaparız da yaptırım uygularız diye düşünen bir çalışma grubu kurulduğu söyleniyor. Ayrıca ABD’nin İran’dan beklentileriyle ilgili eşiği yükselttiği ve rejim değişikliği tartışmasını yeniden başlattığı da biliniyor.

Oysa dün Tahran’da gerçekleşen Ruhani’nin Cumhurbaşkanlığı yeniden devralması törenine AB Dış İlişkiler Temsilcisi Mogherini, Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian ve daha pek çok AB üyesi devletten üst düzey temsilci katılıyor. AB ve belli başlı AB ülkeleri İran ile iki yıl önce varılan mutabakatın sudan sebeplerle gözden çıkartılmamasını, İran’ın giderek artan bir şekilde uluslararası sistemin parçası olmasını, bölgesi ve çevresi için tehdit oluşturmamasını ve tabii ki ticari çıkarlarının zedelenmemesini istiyor. Bu beklentiler de benim görebildiğim kadarıyla Türkiye’nin beklentileriyle örtüşüyor…

  • Abone ol