Thucydides, Milattan Önce 460-400 yılları arasında yaşadığı düşünülen Atinalı bir general ve tarihçi. Önemi, daha doğrusu hala hatırlanmasının nedeni Atina ve Sparta arasındaki Peloponez Savaşlarının (MÖ 431-404) bir bölümü hakkında kitap yazmış olmasından kaynaklanıyor. Tabii bir de yazdıklarının dünya siyasetini güç ekseninde kendisinden yüzlerce yıl sonra kavramsallaştıran ‘Realistler’in anlam dünyasına hitap etmesinden.

Onun adıyla anılan ‘tuzak’ ise Harvard hocalarından ve benim kuşağımın en çok 1962 Küba füzeleri krizi üstüne yapmış olduğu bürokratik karar verme süreçlerine ilişkin çalışmasıyla tanıdığı Graham Allison tarafından ABD-Çin ilişkilerine atfen kullanılan, daha doğrusu meşhur edilen bir kavram. Allison son yazdığı kitabında ve yaptığı konuşmalarında, Thucydides’in eski Yunan’daki iki şehir devletinin birinin güçlenmesinden diğerinin endişelenmesi sonucunda çıkan savaşın ve diğerlerinin analizinden hareketle, Amerika ile Çin arasında da savaş çıkabileceğini söylüyor.

***

24 yüzyıl arayla ikisinin de dikkatimizi çektiği nokta devletlerin rakiplerini fazla güçlenmeden ezme eğilimi içinde olabilecekleri tespiti, bizim hiç yabancısı olmadığımız “yılanın başı küçükken ezilir” mantığının doğurabileceği sonuçlar. Ancak Çin bu konuda kopartılan tüm patırtıya rağmen öyle başı ezilebilecek bir devlet değil. ABD’nin Çin’i “ezmek” için atacağı her adım kendisine de fazlasıyla zarar verir. Zaten Trump Yönetimi de bu gerçeği iktidarı devralmasından kısa bir süre sonra keşfetti, çatışma yerine uzlaşmayı seçti.

Ama aynı şeyi Kuzey Kore için söylemek zor. ABD açısından asıl Kuzey Kore tam bir Thucydides tuzağı içeriyor. Bir yanıyla askeri müdahaleye icraatlarıyla davetiye çıkartıyor, öbür yanıyla ABD ve müttefiklerine tehdit oluşturuyor. En mantıklı çözüm doğal olarak oturup konuşmak, Kuzey Kore’yi yönetim tarzı farklı olsa bile devletler sistemin rasyonel hareket eden ülkelerinden biri haline getirmek. BM bünyesinde ve dışında konan yaptırımların başarıya ulaşmasını beklemek. Diplomasiye, bölgesel güçlerin müdahalelerine imkan tanımak.

Fakat bu aynı zamanda Kuzey Kore’nin nükleer güce sahip devlet olarak zımni kabulü anlamına da gelebilir. Ne de olsa Pyongyang’ın şimdiye kadarki performansı baskıya boyun eğmeyeceğine işaret ediyor,

Amerika’yı hegemonik yenilgiyi kabule zorluyor. Zamanında Hindistan ve Pakistan’ın nükleer silah edinmesini kabullenen ABD için teorik olarak bu da mümkün. Ama sadece teorik olarak. Çünkü böylesi bir kabul her şeyden önce Japonya ve Güney Kore’nin de nükleer silah edinmesinin kabulü anlamına gelir.

Özellikle Japonya çok kısa bir süre içinde nükleer silah edinebilir, daha doğrusu üretebilir. Japonya ve Güney Kore’nin nükleerleşmesiyse bütün dengelerin altüst olmasına, en azından ABD’ye olan güvenlik talebinin ortadan kalkmasına yol açar. Dolayısıyla tehdit, yaptırım ve diplomasinin başarıya ulaşmaması halinde, geriye kalan tek seçenek -uzlaşma ve nükleer devlet statüsünün kabulü dışlandığı için- güç kullanımıdır. Onun da önünde iki engel bulunduğu söylenebilir.

İlki, Kuzey Kore’nin elindeki konvansiyonel ve nükleer silahlarla komşusu, hasmı ve kardeşi Güney Kore’yi tehdit ediyor oluşudur. ABD şimdilik Güney Kore’nin endişelerini dikkate alan bir politika benimsediği izlenimi vermektedir. Washington’ın, Kuzey’in Güney’e saldırısına fırsat tanıyacak bir teşebbüse kalkışmaması güçlü bir olasılıktır. Zaten Kuzey de bu varsayım üstünden hareket etmekte, ABD’nin önleyici saldırı olasılığını stratejik planlarında dışlamaktadır.

ABD açısından bakıldığında görülen ikinci engelse “ahlakidir”. Kuzey Kore’ye yapılacak herhangi bir müdahalenin ani ve etkili olması, hareket kabiliyetinin tamamen ortadan kalkması için nükleer silah kullanımı askeri bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da milyonlarca insanın ölmesi, sivillerin zarar görmesi, dünya kamuoyunun ABD aleyhine dönmesi anlamına gelebilecektir. Yapılan simülasyonlar bir nükleer füze silosunun etkin şekilde bertaraf edilmesi için gerekli ortalama bir bombanın bile nüfus yoğunluğu olan yerlerde ciddi kayıplara yol açabileceğini göstermiştir.

***

Yine de bunlar aşılmayacak sorunlar değildir. Teknolojideki ilerlemeler, en fazla 30 metre sapan yeni model taşıma sistemleri daha az insan kaybıyla daha düşük güç üreten nükleer silahların “taktik” amaçlarla kullanılabilmesine olanak tanımaktadır. Seul’un muhalefetiyse Pyongyang’ın fiili –bilinçli ya da bilinçsiz- ama sınırlı bir teşebbüsüyle ortadan kaldırılabilir. Analistler, akademisyenler ABD’nin Thucydides tuzağına mı yoksa başka bir şeye mi düştüğünü tartışırken, 1945’den bu yana nükleer silahlar ilk kez savaşta kullanılmış, daha da kötüsü kullanılmasının mümkün olduğu anlaşılmış olur…

  • Abone ol