Uyarılar Kuzey Irak’da referandum yapılmasını engelleyemeyince, sürecin bağımsızlık ilanına yönelmesini durdurmak amacıyla caydırıcı tedbirler uygulanmaya başlandı. İran askeri hatırlatmada bulundu, Türkiye elindeki kozlarını sıraladı, Bağdat ise toprak bütünlüğünü korumak için müdahalede bulunabileceğini vurguladı. Ankara ayrıca hiç beklenmedik bir inisiyatif geliştirerek Habur yakınında Irak askerleriyle birlikte tatbikat yaptı.

Tüm bunların verdiği mesaj net. Ne Irak, ne İran, ne de Irak merkezi yönetimi IKBY’nin ayrılmasına müsaade etmeyecek, aidiyeti tartışmalı bölgeler üstünde bir oldu-bittiyi içine sindirmeyecek. IKBY’nin bu gerçekleri görüp ona göre hareket etmesi, bir tek ülkenin verdiği açık, diğerlerinden gelebilecek örtülü desteğe güvenerek geleceğini ve istikrarını tehlikeye atacak bir teşebbüste bulunmaması gerekiyor.

Umarız IKBY verilen mesajı doğru okur, bağımsızlık için çalışacağına elindeki kozu Bağdat’tan istediklerini federasyon çerçevesinde almak için kullanır. Türkiye’nin ilan ettiği yaptırımlar da sadece ilan edilmiş tedbirler olarak kalır. Çünkü sınır kapılarının kapatılması, petrol akışının durdurulması, daha da ileri gidilecek olursa askeri bir müdahalede bulunulması Kuzey Irak’ın refah ve istikrarını ciddi şekilde etkileyecek yaptırımlardır.

***

Ancak bu yaptırımların hayata geçirilmesi, geçirilmek zorunda kalınması Türkiye’yi de etkileyecektir. IKBY kadar olmasa da uygulamaya konacak yaptırımlardan Türkiye de zarar görecektir. Türkiye önemli bir ticari ve siyasi ortağını kaybedecektir. Hepsinden önemlisi de bölgesel Kürt kimliğinin Arap’tan çok “Türk karşıtlığı” üstünden tanımlanması olasılığı güçlenecektir.

Diğer yandan Türkiye’nin yanı başındaki bu gelişmeler karşısında sessiz kalmasının -var olan koşullar altında- zor olduğu da görülmelidir. Türkiye’nin komşusunun bölünme riskine karşı tepkisiz kalabilme gibi bir seçeneği yoktur. Her şeyden önce bu imzaladığı sözleşmelerin ruhuna aykırı bir tutum olur. Kaldı ki Irak’a karşı kayıtsız kalırsa aynı şeyin Suriye’de tekrarlanmayacağının bir garantisi bulunmamaktadır.

Türkiye tepkisini dile getirirken, tüm seçeneklerin masada olduğunu söylerken sadece Barzani’yi değil ona destek verebilecek tarafları da uyarmakta, desteklerinin sonucunun içinde Türkiye’nin de yer alabileceği bir türbülans olduğunu anlatmaktadır. İran ile gerçekleştirilen koordinasyon, Irak askerleriyle ortak tatbikat yapılması, Türkiye’nin kaygı ve beklentileri dikkate alınmadığı takdirde sonuçlarının neler olabileceğine işaret etmektedir.

Buna rağmen Türkiye sağduyuyu elden bırakmamalı, diyalog kanallarını açık tutmalıdır. Önemli olan bu sorunun da diğerleri gibi kendimize en az zarar verecek şekilde yönetilmesi, istediklerimizin ve beklentilerimizin karşılanması sırasında maliyetin en düşük düzeyde kalmasının sağlanmasıdır. Ayrıca Türkiye bilindik tepkiler ve alışıldık refleksler dışında bir tutum sergilemeli, başkalarının kurgulayabileceği senaryoların oyuncusu olmamaya azami özen göstermelidir.

Caydırıcılığımızın ayrılık sürecini uzatabileceği ancak tamamen sona erdirmeyebileceği de aklımızın bir köşesinde bulunması gereken bir başka gerçeklik olmalıdır. Nihayetinde söz konusu olan Türkiye’nin değil Irak’ın toprak bütünlüğüdür. Sonucu orada bir arada yaşayacak olanlar tayin edecektir. Ne de olsa bir arada yaşama tek tarafın iradesiyle sağlanmaz, tüm ortakların katkısını gerektirir.

***

Sanırım unutmamamız gereken bir başka gerçeklik de güney sınırımızda ABD ve Rusya ile de komşu olduğumuz, bu iki küresel gücün hem jeopolitik rekabet içinde olduğu, hem de “teröre karşı” amblemiyle işbirliği yaptığıdır. “Kürt sorunu” ikisinin de kaybetmek istemeyeceği, birbirine ve bölgenin kendi çıkarları doğrultusunda yorumlanmasında kullanabileceği bir kozdur. Türkiye ya da bir başka bölge ülkesinin -haklı olsa dahi- müdahalesi onların tepkilerini tetiklemeye adaydır.

Türkiye’nin, İran’ın ve hatta Irak’ın müdahalesinin doğurabileceği en ufak bir insani trajedinin de dünya kamuoyunun tercihlerini “Kürtlerin bağımsızlığının tanınması” yolunda değiştirebileceğini, süreci hızlandırabileceğini her zaman aklımızda tutmamız gerekir. Algıda seçiciliğin bizim tarafımızdan tekrar tekrar tespiti, ayrımcılığın tescili de ne yazık ki  böylesi bir sürecin sonucunun değişmesine yol açmayacaktır. 

Evet, referandum bağımsızlık yolunda atılmış bir adımdır. Fakat dünyanın pek çok yerinde bağımsızlığın sağlanması ile bağımsızlık yönündeki halk iradesinin tescili arasında geçen zaman uzun olmuştur. Kaldı ki bağımsızlık ilan edilse bile tanıması zor ve sancılı bir süreçtir. Türkiye’nin bu süreci ve öncesini iyi yönetmesi, elindeki seçenekleri önyargılarından arınmış bir şekilde en rasyonel biçimde değerlendirmesi önemlidir…

  • Abone ol