Bilindiği gibi Özel Savcı Mueller bir süredir Rusya’nın ABD seçimlerine Trump’ı seçtirmek için müdahale edip etmediğini, ettiyse Trump ve ekibi ile Rusya arasında bir bağlantı olup olmadığını araştırıyor. İlk bulgular müdahalenin edildiği, Trump’ın da bir şekilde Ruslarla temas halinde olduğu yönünde. Temasın siyasi pazarlık için olduğu ortaya çıkarsa, hatta kuvvetli şüphe oluşursa Trump’ın siyasi geleceği de şüpheli hale gelebilir.

Çünkü Amerikalılar başkalarının kendi iç işlerine karışılmasından hoşlanmıyorlar, özellikle de seçimlerin manipüle edilmesini kabullenemiyorlar. Haksız da sayılmazlar. Nihayetinde seçimler bir ülkenin kaderini belirleme hakkının kullanılması anlamına geliyor ve seçilecek başkanının alacağı kararların herkesin geleceğini belirleme olasılığı bulunuyor.

Kaldı ki iç işlerine müdahale etmeme devletler sisteminin temel normlarından biri. İlk kez 1648 Westphalia Barışı ile kodifiye edilmiş, pek uygulanmasa da sürekli teyit edilmiş. BM Şartı’nın da en temel prensiplerinden sayılıyor. Şartın 2’ici maddesinin 7’inci paragrafında BM’in bile iç işlere müdahale edemeyeceği söyleniyor. Dolayısıyla Amerikalıları anlayışla karşılamak gerek.

***

Fakat herkesten anlayış bekleyen, başkaları acaba bizim seçimlere bir şekilde müdahale etti mi diye özel savcı atayan Amerika başkalarının iç işlerine karışmaya gelince bonkör. Bunu hem açık askeri müdahaleyle yapıyor, hem de örtülü operasyonlar marifetiyle.

Amacı tartışmalı ama insani gerekçelerle yapılan son Suriye operasyonu gibi müdahaleleri bir kenara koyduğumuzda dahi liste hayli uzun. ABD’nin dünyada güç kullanarak müdahalede bulunmadığı çok az ülke var.

1953’de İran’da Musaddık’a, 1954’de Guatemala’da Arbenz’e, 1973’de Şile’de Allende’ye karşı düzenlenen darbeler ve daha pek çokları ABD’nin örtülü, örtüsüz operasyonları arasında. Yakın geçmişte de Afganistan’dan Irak’a bu tür müdahalelerin onlarca örneğini bulmak mümkün.

Konumuz açısından ilginç olansa Kaliforniya Üniversitesi’nden Dov Levin’in yaptığı araştırma. International Studies Quarterly dergisinde iki yıl önce yayınlanan makalesinde Levin, 1946-2000 yılları arasında ABD’nin tam 81 kez başka ülkelerdeki seçimlere müdahale ettiğini tespit etmiş. Bunların yüzde 59’unda lehine müdahale edilen taraf iktidara gelmiş.

Los Angles Times’ın da  vurguladığı gibi (21 Aralık 2016) Levin’in araştırması bize Amerikan müdahalelerinin ortalama yüzde 3’lük bir sapma sağladığını gösteriyor. Müdahaleler genellikle beğenilen adaylara veya partilere mali destek verilmesi, algı operasyonları yapılması şeklinde oluyor. Bazen de açık açık muhalif aday seçilirse o ülkeye destek verilmeyeceği de söyleniyor.

***

ABD böyle de Rusya farklı mı? Aynı araştırma II. Dünya Savaşı sonundan bu yana Moskova’nın en az 36 seçime bir şekilde müdahale ettiğine işaret ediyor. Tahminler Soğuk Savaş sırasında SSCB ve ABD’nin dokuz seçimden birine müdahale ettiği yönünde. İngiltere, Fransa ve tabii ki AB de başka ülkelerdeki seçimlere mutlaka bir şekilde müdahale etmiştir. Türkiye’nin bu genel kuralın istinası olduğunu varsaymak da gerçekçi olmaz.

Devletler fırsat bulduğunda muhataplarını etkilemek, kendilerine müzahir olan ya da olduğunu varsaydıkları adayların iktidar gelmesini sağlamak için güçleri ve ağırlıkları oranında müdahale ediyorlar. Muhtemelen bunda sonra da edeceklerdir. Yeni haberleşme imkanları, küreselleşen sosyal medya olanakları müdahalelerin daha kolay ve daha az iz bırakır şekilde yapılmasını sağlayacaktır.

Bu tür müdahalelerden korunmak için yapılacaklar uzmanların üstünde ciddiyetle düşünmesi gereken bir konu. Levin gibi akademisyenlerin makaleleri önemli ipuçları veriyor. Ancak ipuçlarını ve diğer verileri değerlendirirken özgürlük-güvenlik dengesine dikkat etmemiz, aynı müdahale imkanlarının bizim de kullanımımıza hazır halde beklediğini unutmamamız gerekiyor. İstersek pek çok ülkedeki seçimi, dolayısıyla da siyasetin akışını biz de etkileyebiliriz...

  • Abone ol