Cuma günü Kuzey ve Güney Kore liderleri iki ülkeyi birbirinden ayıran ara bölgede buluştu, jestler yaptı, kapsamlı sayılabilecek bir deklarasyon yayınladı. Bu ay içinde de Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un ABD Başkanı Donald Trump’la buluşması bekleniyor. Buluşmalardan tarafların beklentilerini karşılayacak nihai bir sonuç çıkar mı kestirmek güç. Ancak nükleer silahların da kullanılabileceği bölgesel bir savaşın –en azından yakın bir gelecekte- çıkmayacağı kesin.

Birkaç ay öncesine kadar birbirine tehditler savuran taraflar güven verecek açıklamalar yapıyor, barışın ve bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren adımlar atıyor. Kuzey Kore’nin nükleer denemelerini gerçekleştirdiği alanı uluslararası gözlemcilerin denetiminde kapatacağını açıklaması, Güney Kore’nin ara bölgeye yönelik propaganda yayını yapan güçlü hoparlörlerini sökmeye başlaması bu yönde atılmış önemli ve sembolik adımlar. Trump’ın son günlerde Kuzey Kore lideri hakkında söyledikleri de öyle.

***

Ancak bu sürecin devamının gelmesi için tüm tarafların beklentilerini törpülemesi şart. Eğer CNN’de aktarılan gerçekse, yani Washington hala Pyongyang’ı zamanında Libya’ya yaptığı gibi baskı ve yıldırmayla nükleer programından vazgeçireceğini sanıyorsa, bahar havası uzun süremeyebilir. ABD bu sorunu aşmak ya da çözmek konusunda samimiyse nükleer silahsızlanmayı ilişkilerini normalleştirmenin önkoşulu olarak değil, uzun erimli hedefi olarak müzakere masasına koymak zorunda.

İran ile vardığı mutabakatı bozmaya çalışan ABD’ye Kuzey Kore’nin güvenmesini beklemek gerçekçi olamaz. BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri, AB ve Almanya ile birlikte anlaşmaya varılmasına, ortaya ortak bir yol haritası konmasına ve İran’ın koşullara uyumunun denetimi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na bırakılmasına rağmen Washington yan çiziyorsa, İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamayı uluslararası sistemin temel normu olan “pacta sunt servanda”ya tercih ediyorsa, Kuzey Kore ABD’ye neden güvensin?

Kaldı ki Kim Jong-un da Trump’ı köşeye sıkıştırdığının farkında. Kabul edelim ki Kuzey Kore nükleer ve balistik füze denemeleriyle krizi tırmandırdı, Güney’in kendilerine yakınlaşmasını sağladı. Güney ile Kuzey Kış Olimpiyatları’na ortak takımlarla katılınca, iki ülke lideri yıllar sonra bir araya gelip sembolik jestler yapınca, ABD’nin manevra alanı daraldı. Güç kullanma tehdidinde bulunma zemini ortadan kalktı. Güney sınırına konuşlanmış ağır silahları ciddiye alınca, ABD’ye durumu kabullenmekten başka çare kalmadı.

Zaten bu yüzden de Pompeo CIA Başkanı sıfatıyla Pyongyang’a gitti. ABD yine de bu durumu muhtemelen uzun süreli kabullenmek istemeyecek, eski statükoya dönülmesi için hayal kırıklıkları yaratmaya çalışacaktır. ABD açısından Kuzey Kore’nin nükleer silah sahibi olmasını kabul etmek zor. Kuzey silahlanırsa Güney, daha da önemlisi Japonya neden silahlanmasın? Kore’nin silahlanmasına göz yumarsa İran’ı nasıl caydırsın? Eğer bölgede bir nükleer terör dengesi çıkarsa Japonya’nın ve Güney Kore’nin ABD’ye neden ihtiyacı kalsın?

Dolayısıyla ben yakında gerçekleşeceği söylenen Trump-Jong-un buluşmasından fazla bir şey beklemiyorum. Çok büyük bir olasılıkla iki taraf da zamana oynayacak, özellikle ABD Kuzey Kore’nin inisiyatifleriyle oluşan yeni statükonun bozulması için elinden geleni kapalı kapılar ardından ve örtülü operasyonlarla yapacaktır. Ayrıca unutmayalım ki ne iki Kore’nin liderlerinin buluşması yeni, ne de yapılan ortak açıklamalar ve takımların olimpiyatlara ortak olarak katılması. Bu yakınlaşma, sorunu çözme çabaları daha önce de yaşanmıştı.

***

Umarız Güney Kore müttefiki ABD ile çıkar ve beklentilerinin tam olarak örtüşmediğini görüyordur ve Kuzey’e karşı gerçekçi bir politika izlemenin yöntemleri üstünde çalışıyordur. Yapılan açıklamalardan, iki liderin Cuma günü yayınladığı ortak bildirgeden Seul’un eskisinden çok daha realist bir şekilde soruna yaklaştığı, birleşmeyi uzun dönemli amaç olarak gördüğü, bir arada yaşamayı ön plana çıkarttığı anlaşılıyor. Zaten Güney’de yapılan kamuoyu yoklamaları da birleşmeyi arzu eden insanların oran ve sayısının her geçen gün daha da azaldığını gösteriyor.

Amerika ve Sovyetler Birliği 10 Ağustos 1945’de 38’inci paralelde ülkeyi ikiye böldüğünden bu yana 73 yıl geçti. Arada bir de büyük savaş yaşandı. İki Kore iki ayrı devlet olarak kuruldu, farklı sistemler benimsedi. Evet, Doğu ve Batı Almanya da birleşti ama her ülkenin ile de birleşmesi, birleşmeyi sağlamak için kan dökülmesi, bölgesel ve hatta küresel istikrarı sarsacak çabalar içine girilmesi gerekmiyor. Ayrıca maksat Kuzey’i Güney gibi yapmaksa, bu yakınlaşmayla, sınırların tanınmasıyla, ateşkesin barış antlaşmasına dönüşmesiyle çok daha kolay olmaz mı? 

  • Abone ol