Bugünün gündemi seçim. Altı aday cumhurbaşkanlığı, sekiz parti de Meclis’te yer almak için yarışacak. 56 milyon 322 bin seçmenin büyük bir çoğunluğu ülkeyi kimin ve nasıl yöneteceğini belirlemek amacıyla sandık başına gidecek. Belki bir tur daha seçim olacak ama sonuçta bu istisnai durum bitecek, hayat bir şekilde normal akışına dönecek, sorunlara çözümler üretmek gerekecek.

Bunlardan bazıları “gündelik” olanlar. İçeride insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, olağanüstü halin kalkması, uygulamaya konacak Cumhurbaşkanlığı sisteminin geçici dahi olsa çalışması için çıkartılması gereken yasalar, Meclis ile yürütme erki arasındaki uyumun sağlanması ve tabii ki ekonomi. Dışarıda da terör, Suriye, Kıbrıs ve düzeltilmesi, normalleştirilmesi gereken ilişkiler.

***

AB ve ABD ile olan ilişkilerdeki pürüzlerin giderilmesi, işler işbirliği modellerinin geliştirilmesi ertelenemeyecek bir gereksinim olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin görülebilir bir gelecekte AB’ye üye olması imkansız. Biz en mükemmel demokrasiye, en iyi ekonomiye sahip olsak da AB bize hazır değil. Ama yine üye olacakmış gibi hazırlanmamızda, üyelik perspektifinden ayrılmadığımızı gösterir inisiyatifler geliştirmemizde yarar var.

AB Türkiye için hem siyasi dayanak noktası, hem de ekonomisinin payandası. AB ile ilişkiler ticaret için de önemli, yatırım için de, siyaset için de. Kaldı ki pek çok konuda da vizyonlarımız, beklentilerimiz örtüşüyor. Kudüs’ün statüsü meselesinde de, Myanmar hakkında da, Suriye’nin geleceği tartışılırken de belli başlı AB ülkelerinin ve AB’nin genel pozisyonu Türkiye’ye yakın. Her konuda hemfikir olmak doğal olarak mümkün değil.

ABD ile ilişkilerdeyse son dönemde önemli bir sıçrama yaşandı. Özellikle Menbiç mutabakatı ciddi bir tıkanıklığı ortadan kaldırdı. Kriz, zayıf da olsa çatışma olasılığını minimuma indirdi. Ancak hala seçimlerden sonra müzakere edilmesi, çözülmesi, çözülemezse aşılması gereken sorunlar var. Washington’u karşımıza değil mümkün olduğunca çok konuda ve alanda yanımıza almalıyız.

Arap dünyasıyla olan ilişkilerimizi de gözden geçirmekte, Mısır ve Suudi Arabistan’la bir “modus vivendi” yaratmakta yarar var. Türkiye, Suriye sorununun seyri dikkate alarak çıkar ve beklentilere zarar vermeden, zemindeki gerçekleri göz önünde bulundurarak, ittifaklarını kırıp dökmeden, desteklediği gruplara bilgi vererek rejimle temasa geçmenin yol ve yöntemlerini de arayabilir.

Ermenistan’daki yeni durum da yeni fırsatlar doğurabilir. Tabii ki Bakü ile koordinasyon halinde hareket etmek kaydıyla. İsrail’le fonksiyonel bir işbirliği geliştirmek Filistin için, Kudüs için faydalı olabilir. Ayrıca unutmayalım ki bu ülkelerin her biri Türkiye için birer pazar, ödemeler dengesindeki açığı kapatmanın, ekonomisini düzlüğe çıkartmanın aracı.

Kıbrıs sorununda da BM Genel Sekreteri yeniden inisiyatif almak istiyor. 50 yıl daha müzakere etmemek için bu kez süreci baştan iyi tanımlamak, arabulucular ve üçüncü taraflarla sıkı pazarlık etmek gerekecek. Ya da KKTC ile koordinasyon halinde ve Kıbrıs Türklerinin rızası alınarak bambaşka bir strateji benimsenecek. Bu da konuya ciddi şekilde eğilmek, tüm olasılıkları ve dengeleri hesaba katarak hareket etmek demek.

***

Bir de “gündelik” olmayan, geleceğe ilişkin sorunlarımız, meydan okumalarımız var. Trump yönetiminin attığı adımların yarattığı sismik sarsıntıları iyi takip etmemiz ve doğru okumamız gerekiyor. Trans-Atlantik ilişkilerinin daha fazla gerilimi kaldırıp kaldıramayacağını, NATO’nun eski NATO olup olmayacağını, ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenip güvenemeyeceğimizi, ABD-RF ilişkilerinden ne şekilde etkileneceğimizi, İngiltere’nin AB’den çıkışının, popülizmin ve milliyetçiliğin Avrupa ülkelerinde zemin kazanmasının bizim için ne anlama geleceğini düşünmemiz şart.

Düşünmekle de yetinmeyip plan yapmamız, alternatif senaryolar üstünde çalışmamız, güvenlik mimarimizi, geleceğe ilişkin ittifak beklentilerimiz belirlememiz gerek. Türkiye isterse tüm bu sorunların ve meydan okumaların üstesinden gelebilir, yeniden eski cazibesine, çekiciliğine ve dolayısıyla da etkisine kavuşabilir. Var olan ağırlığını arttırıp pazarlık pozisyonlarını güçlendirebilir. Küresel, bölgesel ve taraf olduğu sorunlara makul çözümler üretebilir. Konu bazında daha güçlü koalisyonlar kurabilir. Bugünkü seçimlerin demokratik olgunluğumuza yakışan şekilde geçmesi dileğiyle…  

  • Abone ol