15 Mart 2011’de güvenlik kuvvetlerinin sivil halka ateş açmasıyla başlayan ve yüzbinlerce insanının ölümüne, milyonlarcasının da yerinden yurdundan olmasına neden olan Suriye iç savaşı artık biteceğe benzer. Soçi’den gelen haberler olumlu. Astana süreciyle Cenevre süreçlerinin birleştirileceği, anayasa yazım aşamasına geçileceği söyleniyor.

Risk tabii ki var. Esad siyasi çözüm yerine askeri çözümü seçebilir, varılan uzlaşmalara rağmen mesela İdlib’e saldırabilir. ABD, Suriye’den çıkmamak, İran ve Rusya’yı bu ülkede yormak için PYD/PKK kartını oynayabilir. Esad, PYD le anlaşıp Suriye’nin kuzeyini kontrol etmek amacıyla ortak bir harekat düzenleyebilir. Ya da başka bir ülke veya güç bir çılgınlık yapmaya kalkabilir.

***

Bunların hepsi ihtimal dahilinde ama olası değil. Çünkü Esad’ın ve onu böylesi bir maceraya teşvik edebilecek herkesin bildiği gibi bu savaşın bölgeselleşmesine yol açar. Kararlılığını daha önce gerçekleştirdiği iki büyük müdahaleyle gösteren Türkiye, İdlip’e saldırılmasına sessiz kalmaz. Dayanışma içinde olduğu gruplar yüzünden de sessiz kalmaz, kalamaz. PKK’ya devlet kurma fırsatı veremeyeceği için de kalmaz, kalamaz.

Kaldı ki İdlip’e saldırılması Astana sürecinin bozulması, çatışmasızlık bölgeleri kavramının tamamen yıkılması anlamına gelir. Daha da önemlisi böylesi bir saldırı İran ile Türkiye, Rusya ile Türkiye arasında kurulan dengelerin bozulmasına, Türkiye’nin yeni arayışlar içine girmesine yol açar. Moskova ve Tahran eminim ki bu hassas dengelerin hangi güvenlik endişesine dayandığı çok iyi biliyordur.

Oyunu bozabilecek, çatışmanın sürmesinden stratejik yarar elde edebilecek tek aktör ABD ise muhtemelen yakında çözümsüzlüğü teşvik etmesinin kendi için her anlamda daha maliyetli olacağını görecektir. Çatışma uzadıkça İran’ın bölgedeki etkisinin artacağını, İsrail’in gelişmelerden daha fazla tedirgin olacağını anlayacak ve maliyet hesabı yaparak çözüm sürecini desteklemenin yöntemlerini arayacaktır.

PYD temsilcilerinin Şam’a gidip rejimle müzakerelere başlaması onların bile ABD’den umutlarının kesildiğine işaret ediyor. ABD’nin Suriye’den çıkmaya hazırlandığı görüşünü destekliyor. Diğer yandan PYD de giderek daha fazla Suriye devletinin sorunu olacağa benziyor. Şimdi uzlaşsalar dahi rejim tarafından yabancı unsur, Amerika’nın beşinci kolu olarak görülmeleri, çözüm sürecinin bir aşamasında tasfiye edilmeleri güçlü bir olasılık.

***

Hiç şüphesiz ki çözümden en kazançlı çıkacak olan ülkelerin başında Türkiye var. Bu yüzden de Türkiye çözüm sürecine destek vermekte, hatta inşa etmekte. Unutmayalım ki Suriye’nin istikrara kavuşması, Türkiye’nin güney sınırlarının istikrar kavuşması, önemli sayıda Suriyeli sığınmacının ülkelerine gönüllü olarak dönmesi, ticaret yollarının açılması, bizi derinden etkileyen insani trajedilerin bitmesi demek.     

Bazıları aksini düşünse de Türkiye savaşın başında da, içinde de, sonunda da var olan koşullar altında en makul politikayı/politikaları benimsedi. Gereğinde hatalarından ders çıkarttı. Güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu sorun karşısında taraf olmayı seçti, askeri müdahaleleriyle ve diplomatik esnekliğiyle sorunun fiili yönetiminde rol oynadı. Eğer Türkiye soruna ve çözümüne müdahil olmasaydı, güvenlik çıkarlarının hilafına yaşanacak gelişmeler üstünde şimdiki gibi söz sahibi olamazdı…

  • Abone ol