AB, üyeliği şarta bağlı olan bir örgüt. Aday olmak da, katılmak da kolay değil. Yıllarca müzakere edip bizim gibi üye olamayabiliyorsunuz. Tüm koşulları yerine getirseniz bile Kıbrıs’ta ya da başka bir yerde yeni gerekçeler ortaya koyup sizi üyelikten soğutabiliyorlar. Hatta bazen ne yaparsanız yapın biz sizi üye yapmayız diyebiliyorlar.

Ancak İngiltere, daha doğrusu Birleşik Krallık örneğinde gördüğümüz gibi girdikten sonra çıkmak da kolay değil. Birlikte olmaktan sıkılmanız, tek başınıza daha rahat hareket edeceğinize inanıp referandum yaparak ayrılmaya kalkmanız yetmiyor. Birliktelik sayesinde kurulmuş dengeleri sarsıyorsunuz, ekonomik ve siyasi çıkarlarınızı korumakta zorlanıyorsunuz.

Nihayetinde AB daralmak için değil genişlemek için kurgulanmış bir yapı. Kurucu iradesi derinlemesine entegrasyonun günün birinde tıkanabileceğini bir ölçüde öngörmüş ama genişlemenin tersine çevrilebileceğini, üyelerinin ayrılmak isteyebileceğini düşünmemiş. Ayrılık sadece teorik bir hukuksal olasılık olarak 2009’da Lizbon Antlaşması ile müktesebatın parçası olmuş. Antlaşmanın 50’inci maddesiyle ayrılığın ne şekilde gerçekleşeceği belirlenmiş.

Birleşik Krallık 29 Mart 2017’de bu maddeye istinaden üyelikten ayrılma talebinde bulunan kadar da  hiç işletilmemiş. Gerçi bundan önce de AB’den ayrılınacağı yönünde tartışmalar olmuş ama AB’nin ayrılılabilecek bir birliktelik olduğunu kimse ciddiye almamış. Çekim gücü, ekonomik ve siyasi cazibesi belki de abartılmış. Şimdiye değin de sadece üye devletlere Cezayir, Grönland gibi eskiden bağlı topraklar/ülkeler ayrılmış.

Birleşik Krallık’ın ayrılık talebi bu yüzden AB’yi ciddi şekilde sarsıyor, çekim gücünü, cazibesini, emsal yaratma potansiyelini erozyona uğratıyor. Eğer Birleşik Krallık AB’den anlaşmalı bir şekilde ayrılabilirse, yani Başbakan Theresa May 500 küsur sayfalık ayrılık antlaşmasını Parlemento’dan geçirebilirse ve tabii ki geride kalan 27 üyede ve AP’deki onay süreçlerinde sorun çıkmazsa, bu erozyon kontrol edilebilir, telafi edilebilir düzeyde kalacak.

Ama eğer sorun çıkarsa, Birleşik Krallık 29 Mart itibarıyla 1 Ocak 1973’den bu yana üyesi olduğu birlikten anlaşmasız, uzlaşmamız ayrılacak olursa, bundan kendisi kadar AB de ciddi zarar görecek. Her ne kadar ticaretin sürdürülmesi için gümrük birliğinden Norveç modeline kadar muhtelif alternatiflerden söz edilse de, ilk anın şaşkınlığı iki tarafı da sarsacak.

Zaten ayrılığın şekili ne olursa olsun Birleşik Krallık’ın sarsılacağı kesin. Ekonomide gerileme, ticarette azalma, finans merkezi olma özelliğini kaybetme dışında ülkenin toprak bütünlüğünün korunamaması dahi söz konusu. İskoçya üyeliğin devamından yanayken AB’den ayrılığın 1707’de kurulmuş ama sürekli sorgulanan ve zaman zaman da referandumlar vasıtasıyla test edilen ülke birliğine zarar vermemesi imkansıza yakın.

Ayrıca Birleşik Krallık’ın en sorunlu parçasının, Kuzey İrlanda’nın geleceğinin de daha tartışmalı hale gelebileceği göz ardı edilemez. Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması 10 Nisan 1999’da imzalanan, 1 Aralık 1999 itibarıyla yürürlüğe giren ve genel olarak Hayırlı Cuma Uzlaşması diye bilinen Kuzey İrlanda’ya barış getiren anlaşmaları da Birleşik Krallık ile AB üyesi İrlanda arasında yeniden sınır kontrolleri tesis edilebileceği için tehlikeye atabilir.

Başbakan May’in AB yetkilileriyle üstünde uzlaştığı ayrılık metninin Kuzey İrlanda’ya ilişkin kısımları konusunda kendi milletvekillerin dahi ciddi çekinceleri var. Bu yazının kaleme alındığı saatlerde May partisinden güven oyu almaya çalışıyordu. Güvensizlik oyu çıkması veya kendisine yeterince güven duyulmadığını hissetmesi halinde önce parti başkanlığından, sonra da Başbakanlıktan istifa edeceği söyleniyordu.

Siz bu satırları okuduğunuz sırada May hâlâ görevinin başında olsa dahi vardığı uzlaşmanın Parlamento’dan geçme şansının partisi içindeki ve dışındaki tartışmalar nedeniyle iyice azalacağı kesin. Geçtiğimiz günlerde May’in bazı AB başkentlerinde yaptığı görüşmelerden de -dışarıya yansıtıldığı kadarıyla- bir sonuç çıkmadı. Merkel dahil kimse metni yeniden müzakere etmek istemedi. Masada hala başka olasılar mevcut fakat şimdilik en güçlü olasılık 29 Mart’ta anlaşmasız ayrılık gibi duruyor, ki bu da aslında hiç kimsenin arzu edeceği bir gelişme değil.

Zaman içinde insani sorunlara ve ekonomik entegrasyonun dayatacağı problemlere çözüm bulunsa bile böylesi bir kopuştan Birleşik Krallık da, AB’nin geri kalanı da zarar görür. Plansız, programsız bir ayrılık iki tarafta zaten oluşacak sıkıntıların büyümesine, AB’nin sistemsel sarsıntı geçirmesine yol açar. Yakın gelecekte olmasa dahi Avrupa kıtası istikrasızlaşabilir, popülizm ve her türlü milliyetçilik rüzgarının şiddetle estiği bu coğrafya bir kez daha krize sürüklenebilir. Bundan da Türkiye kaçınılmaz olarak etkilenir...

  • Abone ol