Beka” ne sadece bugüne, ne de sadece Türkiye’ye özgü bir tartışma. Dünyada da Türkiye’de de birileri hep beka sorunu olduğunu iddia etti, başkaları da abartıldığını söyledi. Yaşı bana yakın olanlar bilirler Türkiye’nin her zaman bir beka sorunu değilse bile bir beka sorunsalı olmuştur. Tarih anlatımızın bir yerlerinde mutlaka dış güçlerin Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiği söylenmiştir. İçimizdeki ve dışımızdaki düşmanlara karşı dikkatli olmamız istenmiştir.

Sorunun abartıldığı, dışarıdan gelen tehditlerin büyütüldüğü, hatta bunun gündelik siyasi amaçlara ulaşılmak için kullanıldığı doğrudur. Ama diğer yandan her devlet gibi Türkiye’nin de bir beka sorunu vardır. Nihayetinde Türkiye de anarşinin hakim olduğu, ülkelerin güvenliklerini ittifaklar, güç dengeleri ve caydırıcılık üstünden sağladıkları devletler arası sistemin içinde yer almaktadır. Üstelik bulunduğu coğrafya, imparatorluk geçmişi ve tarihe mal olmuş hassasiyetler Türkiye’yi daha da kırılgan hale getirmektedir.

Türkiye’nin böylesi bir sistem içinde ve böylesi şartlar altında ekonomik, askeri, teknolojik açıdan gücünü arttırmak için çalışması, hatta eğitim sistemini dahi gücünü maksimize edecek şekilde yönlendirmesi gereklidir. Doğabilecek her türlü zafiyetin hasımlar kadar dostlar, müttefikler tarafından da suiistimal edilebileceği ne yazık ki gerçektir. Çünkü devletler birbirilerinin davranışını ve aklını kontrol etmek, böylece çıkarlarını korumak isterler. Zafiyet de kontrol için fırsat doğurur.

***

Ancak güçlü olmak sadece daha çok sayıda tanka, topa, silaha ya da paraya sahip olmak değildir. Devletler teknolojileriyle, ideolojileriyle, film ve dizileriyle, yarattıkları emsalle, demokrasileriyle, insan haklarına uyumlarıyla, uluslararası ajandayı kontrol edebilme yetenekleriyle, bazen de coğrafyalarıyla güçlerini arttırabilirler, çıkarlarını koruyabilirler. Önemli olan karşınızdakine istediğiniz bir şeyi yaptırmak ya da istemediğiniz bir şeyi yapmamasını sağlamaktır.

Bunu kimi zaman ikna kabiliyetinizle, müzakere yeteneğinizle, kimi zaman taahhütlerinizle ya da tehditlerinizle yaparsınız. Devletlerin hiç bitmeyen, sürekli yeni biçimler alan beka sorunuyla baş etmesi onların akılcı ve çok boyutlu politikalar izlemesiyle mümkün olur. Kısa veya uzun dönemli ittifaklar kurmak, konu bazında dahi olsa işbirliği modelleri geliştirmek, eskiden yaptığımız gibi Rusya’dan tehdit gelince İngiltere’ye, İngiltere’den tehdit gelince Rusya’ya yaslanmak en bilinen ve sıklıkla uygulanan yöntemdir.

Türkiye günümüzde de benzeri bir yönteme başvurmakta, ABD’nin Suriye’de doğurduğu tehdidi Rusya ve İran ile birlikte hareket ederek nötralize etmeye çalışmaktadır. Ancak bu yeterli değildir. Tehdit, caydırıcılık ve taahhüt kadar muhatabınızın stratejik aklının yönetilebilmesine, etkilenmesine de ihtiyaç vardır. Ki Türkiye bu alanda da çalışmakta, Senato, Temsilciler Meclisi, düşünce kuruluşları ve iş dünyasıyla temaslarda bulunmakta, toplantılar düzenlemektedir.

Liderler arası görüşmeler, diplomatik müzakereler ve mesela SETA’nın Washington’da Mearsheimer’la son kitabı üstüne yapacağı toplantı bu türden etkinliklerdir. Türkiye demokrasisini daha sağlam temellere oturtturduğunda, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin kuşkuları giderdiğinde sesini çok daha fazla duyurabilmek, çok daha etkili olabilmek imkanına kavuşacaktır. Beka sorununu her an düşünmesi gerekmeyen bir konu haline dönüştürmesi çok daha kolay olacaktır.   

***

Tüm bunlar gerçekleşmeden de Türkiye’nin yönetmesi zor bir beka sorunu bulunmamaktadır. ABD, Rusya, İran ve tehdit oluşturabilecek pek çok ülkeyle ilişkiler sürdürülebilir düzeye gelmiştir. Ankara en çok zarar görebileceğimiz Suriye sorununun seyri üstünde hem zeminde, hem de masada etkili bir aktördür. Önemli bir toprak parçasının kontrolünü fiilen elinde tutmakta, bu ülkeden kaynaklanabilecek tehditlere karşı rejimle ilişkilerinin normalleşmesi opsiyonu da dahil olmak üzere tedbirler almaktadır.

Ayrıca Türkiye güçlüdür de. Yaşadığı tüm sorunlara rağmen askeri açıdan da güçlüdür, elinde kullanabileceği göç gibi, boğazlar gibi kozları da vardır. Pazarlık söz konusu olduğunda bu kozları ve diğerlerini kullanmaktadır. Güç olgusunu yıllardır neredeyse her açıdan inceleyen David Baldwin’in 2016’da Princeton Üniversitesi tarafından basılan Güç ve Uluslararası İlişkiler kitabında vurguladığı gibi hiçbir güç doğal olarak mutlak, sınırsız ve kapsamsız değildir. Gücünüzün etkisi talebinizle de orantılıdır. 

Türkiye de çıkar ve beklentilerini doğru konumlandırdığında olayların akışını etkileyebilme potansiyeline sahip olduğunu dünyaya ve aslında kendine pek çok kez göstermiştir. Umarız seçimlerden sonra dışarıdan bakıldığında güçlü bir ülkede yaşadığımız, komplolarla yıkılmayacağımız daha iyi anlaşılır. Dünyayla daha uyumlu, daha umutlu, pozitif gündemlerin daha çok olduğu, bekanın sorundan ziyade risk olarak görüldüğü bir ülke oluruz. İyi ve mutlu bir tatil günü temennisiyle…

  • Abone ol