Libya, bağımsızlığını 1951’de kazanmış, 42 yıl boyunca Muammer Kaddafi tarafından yönetilmiş, az nüfuslu, bol topraklı bir devlet. Halkı yoksul ama ülke bildiğiniz gibi petrol zengini. Ancak 2011 yılında Fransa’nın önderliğinde insani gerekçeler bulunarak gerçekleşen askeri müdahaleden bu yana ciddi bir kaos içinde. Ülke hukuken tek ama fiilen bölünmüş vaziyette. Bir yanda uluslararası toplum tarafından tanınmış bir hükümet, diğer yanda o toplumun bazı üyeleri tarafından desteklenen bir yönetim var.

***

Yıllardır sürdürülen müzakereler de iki tarafın birleşmesine, asgari müşterekte buluşmasına yol açmadı. Tobruk’taki Halife Hafter ile Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti yönetimi bir türlü uzlaşamadı. Bu arada IŞİD Sirte’nin de dahil olduğu sahil şeridindeki bazı şehirleri kontrolü altına aldı. Daha sonra yenilip sahili terk etmek zorunda kalsa da ülkenin iç kesimlerindeki kimi bölgelerin hala IŞİD’in elinde olduğu söyleniyor. Ayrıca yerel güçlerin kontrol ettiği bölgeler de var. 

Geçtiğimiz hafta BM Genel Sekreteri Guterres’in Trablus’u ziyaretiyle eş zamanlı olarak Hafter, Trablus’a yönelik bir harekat başlattı. BM kınadı, AB ve ABD dur dedi ama Hafter güçleri ilerlemeye devam etti. Ne AB’nin, ne de ABD’nin tutumu samimiye benzer. ABD Trablus’taki askerlerini zarar görmesinler diye çekerken, AB de insani ateşkeslerden söz etmeye başladı. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini saldırı karşısında tutarlı bir açıklama dahi yapamadı.

Görünen o ki AB de, ABD de ülkeye istikrar gelsin diye Hafter’e göz yumacak, tanıdıkları tarafın düşüşünü uzaktan seyredecek. Zaten bir AB ülkesinin, daha doğrusu Fransa’nın Hafter güçlerinin yanında olduğu, onları eğittiği ve özel kuvvetleri vasıtasıyla destek verdiği biliniyor. Mısır, BAE ve Ürdün Hafter’i açıktan desteklediklerine göre ABD’nin de retoriğine rağmen farklı bir yerde durduğunu söylemek zor.

Muhtemelen istikrar sağlanırsa mülteci gelmeyecek, Libya’nın doğal kaynaklarından yararlanmak daha kolay olacak diye düşünüyorlar. Diğer yandan kendi aralarında bir söylem birliği de yok. Alman, Fransız ve Birleşik Krallık Dışişleri Bakanları farklı açıklamalar yapıyor. Bazı gözlemcilerse Hafter’in saldırısını bu hafta sonu başlatılması planlanan barış görüşmelerine bağlıyor. Müzakerelere güçlü başlamak istediği varsayılıyor.

Oysa Hafter zaten güçlü Nisan başı itibarıyla 1 milyon 256 bin kilometre karelik bir alanı kontrol ediyordu. Buna karşılıksa Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti sadece 105 bin 894 kilometrekare üstünde egemenlik haklarını etkin bir şekilde kullanabiliyordu. Tebu halkının kontrol altında tuttuğu miktar bile Trablus yönetiminin iki buçuk katıydı.

***

Libya’da yaşanan değişimi bizim açımızdan olduğundan daha da sıkıntılı hale getiren unsursa Türkiye’nin de BM’nin tanıdığı yönetimi, yani Trablus’u, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni tanıması ve desteklemesi. Eğer General Hafter, yani Tobruk yönetimi Libya’nın tamamını kontrolü altına alacak olursa (ki bu dünkü geri kazanımlara rağmen güçlü bir olasılık) siyasi sorunları aşmak, böylece Kaddafi’ye karşı yapılan 2011 müdahalesinden önce olduğu gibi ülkedeki ekonomik varlığımızı güçlendirmek için yeni inisiyatifler geliştirmemiz gerekecek. Seçim tartışmalarının bir an önce bitmesi ve Ankara’nın sorunlara eğilmesi temennisiyle…

  • Abone ol